20 Eylül 2023 Çarşamba

KRALİÇE SALİNA

 Ne güzel uyuyor. Hep öyle uyur zaten, dizlerini içine çekik başı dizilerine bükük , baş parmağı avuç içinde   kapalı yorgana iyice sarılı...

 Artık onu uyandırmanın zamanı geldiğine göre, bir küçük rüya ile başlayabiliriz.

 Sahi yıl kaç 2020? Ona 15 yılsa bana 15dk.

 Dünyada yaşadığınız evren tek değil. Artık bunu enerji, hava, su , taş, aura, gezegen döngüleri, retro... gibi hissettiğiniz şeylerle anlatmaya çalışıp kabul ettiğinize göre itiraz etmezsiniz değil mi? Evren 7 kattır. Ve her kat farklı bir evrensel dünyayı ifade eder. Neyse buna sonra geliriz. 

 Sanırım şu trafik kazasının üzerinden çok geçmedi daha. Zaten çok geçmeden yeni arabasını   almalı. Kaza oldu diye araba kullanmayı erteleyecek hali yok. Tek başına ve toplu taşıma da yok,  kimsesi yok.

 Kaza geçirdiği gün yağmurun altında tek başına kalmadı mı ? Yani Araba şart.

 Günlüğü nerdeydi. Masa da amma karışık he. Aynı günlüğü gibi. O günlükten öyle bir şey anlaşılmaz zaten. Onu anlaşılır hale ben getireceğim. Yani bu yazı dizisinde zeytuniyi benden dinliyeceksiniz. Ama dur biraz daha onu izleyeyim sonra başlarız.

  Bu arada tanışalım. Ben Kraliçe Salina! 

Dipnot: Düşmanlara duyrulur. Bu bir kitap-blog karakteri olacaktır.  Çok heveslenmeyin karşınızda hayal gören bir deli yok:)


2 Haziran 2023 Cuma

HİKAYE ÇALAR KİŞİLİKSİZLER

Hikaye Çalan Şahsiyetsizler

Hayat, bazen bir tiyatro sahnesi gibi. Ama bu sahnede, bazıları başrolü çalmak için yalanlar uydurur, hikayeleri gasp eder ve maskelerle dolaşır. Kendime Notlar dizisinde bu şahsiyetsizlerden bazılarını anlatmıştım, ama bugün, Zeytuni olarak, onların iğrenç oyunlarını bir kez daha deşifre edeceğim. Bu özet, o lağım çukurunda debelenen karakterlerin bir portresi. Hazırsanız, sahne açılıyor!

Dilek: Yılın Kibirli Narsisti

Dilek, yalanlarının gölgesinde yaşayan bir narsist. İlk kocasını boşamadan önce attığı yalanlar yetmezmiş gibi, ikinci kocasını tavlamak için benim hikayemi çaldı. Kendini Viyana’da doğmuş, kültürlü, muhafazakâr bir hayırsever gibi tanıttı. Güya göçmen öğrencilere yardım eden bir melekmiş! Ama asıl bomba şu: Sinan’la sevgiliymiş, ben de onun sevgilisini çalmak için bir şarlatan tutup odaya kapatmışım, büyü yaptırmaya kalkmışım. Şarlatan bana saldırmış, bu yüzden travması varmış. Timsah gözyaşlarıyla bu yalanı süsledi.

Gerçek mi? Tam tersi! Kendime Notlar’ı okuyanlar bilir: Dilek, benim yaşadığım zulmü çalıp kendini mağdur gösterdi. Kibir abidesi bu kadın, yılın en beceriksiz narsisti ödülünü hak ediyor!

Ayşe: Fırsatçı Beceriksiz

Ayşe, ev arkadaşım Melek’le el ovuşturarak benim zor durumumdan faydalandı. Güya kahramanmış! Ona “Git, A.’yı bul!” dedim, ama bu beceriksiz, bırak A.’yı bulmayı, hiçbir şeyi yapamadı. A. kim mi? İtiraf ve Oda yazılarımda anlatmıştım. Ayşe, A.’yı bulamasa da, kendini “A.’yı kurtaran kız” gibi pazarladı. Beceriksizliğiyle beni zor duruma düşüren bu fırsatçı, yılın egotavan ödülünü kapıyor!

Melek (Ev Arkadaşım): Aptal Manipülatör

Ev arkadaşım Melek, manipülasyonun aptal ama tehlikeli bir versiyonu. Annesi, onun psikiyatrik tedavi gördüğünü, narsizm ve sosyopatiye yakın bir hastalığı olduğunu söylemişti. Melek, insanların acılarını görmekten zevk alıyor, ama öyle bir maske takıyor ki, herkes onu merhametli sanıyor. Mesela, bir kazaya sebep oldu diyelim, biri felç geçirdi. Her gün ziyarete gider, hassas bir melek gibi görünür. Ama gerçek? Kendi eserini seyretmeye, o acıdan beslenmeye gider. Tıpkı bir katilin olay mahalline dönmesi gibi.

Melek, benim iftiraya uğramama yardım etti, fırsatçı Ayşe’yle birlikte bu oyunun parçası oldu. Yılın aptal manipülatör egomanyak ödülünü ona hediye ediyorum!

Gülbin: Timsah Gözyaşlarının Kraliçesi

Gülbin, hikayemi çalarak kendini sevilen kadın, beni katil yaptı. Gölge, bana evlenme teklif ettiği sırada öldü. Ama Gülbin, “Sevdiğim adamı Zeytuni öldürdü, intihar etti ya da o mu öldürdü?” diyerek suçu bana attı. Hikayemi okuyanlar bilir, gerçek tam tersiydi. Gülbin’in hedefi bekar erkekler değil; evli, nişanlı ya da sevgilisi olanlar. Başı bağlılar, dikkat! Timsah gözyaşlarıyla karaktersizlikte zirve yapan bu kadın, yılın en iğrenç ödülünü alıyor.

Melek (Yavuz’un Karısı): Kıskançlığın Timsah Gözyaşları

Yavuz’un karısı Melek, kıskançlık hastalığının kitabını yazmış. Güya Osman ona tecavüz etmiş, mağdurmuş, intihar numarasıyla timsah gözyaşları dökmüş. Evet, Osman bir tecavüzcü, birçok kadına saldırdı, ama Melek’e değil. Melek, bu oyunun planlayıcılarındandı. Hamilelik numarasıyla Yavuz’la evlendiğini de anlatmıştık. Herkesi kıskanır, ama “Beni kıskanıyorlar!” der. Yılın en kıskanç ödülünü bu maskeli yalancıya veriyorum!

Lağım Çukurunun Sakinleri

Bu şahsiyetsizler, hikayelerimizi çalarak, yalanlarla sürünerek hayatlarını devam ettiriyor. Yılın yalancısı ödülünü kime vereyim? Hepsi birer yalan makinesi! Manipülatör ödülü mü? Onu da grup halinde kapıyorlar, çünkü hepsi bu işte usta.

Hayatınızda böyle tipler varsa, nacizane tavsiyem: Onlar lağım çukurunda debeleniyor, bu onların sorunu. Ayağınıza bağ olduklarında, iki tekme yeter! Unutmayın, açlık, fakirleri doyuramadığımız için değil, bu zengin ruhlu hainleri doyuramadığımız için var.

Dipnot: Bir diğer egomanyak kadını, Adalet Yiyen Vekiller yazımda anlattım. O, ayrı bir sayfa hak etti!

16 Nisan 2023 Pazar

SAHTE MÜSLÜMANLARA DİKKAT!

 Dün üzerimde bir ağırlık vardı , sanki birinin kötü enerjisi geliyor gibi .

Sonra bir haber aldım zorba ve tacizci dilek bir kitabın kapağında , neymiş avusturyada 15 müslüman kadının hikayesi diyor kitapta. Hayır bu sayko nasıl bunları kafalıyor diyecem ama belli nasıl kandırdığı, kendi demişti, örtülü kadınları örtüsü ile kandırıyor . Yazık o diğer 14 müslüman kadına ki bu sahtekarla aynı kitaptalar. Olur da karşınıza böyle bir kitap çıkarsa bilin ki ordaki dilek,kendini yaşam koçu diye tanıtan dilek , sahtekar ve çocuk tacizcisi olandır ! 

Bu arada kızlık soyismine döndüğüne göre ikinci kocadan da boşanmış 3. ye ağlar atıyor.

Kendinizi şu kadınlara karşı kollayın : Gülbin , melek, dilek , ve sinanın karısı ezgi ! hakkında yazılarımda ne yaptıklarını anlattım , kendinizi korumak size kalmış !

İtiraf başlıklı yazımın son paragrafındaki dipnotta dediğim gibi, siz suçlulara cezalarını vermezseniz bir sonraki aşamada daha da arsızlaşırlar. Cemaati dileğe cezasını vermeyip , adları çıkacak diye onu sakladıkları için, dilek daha da arsızlaşmış anlaşılan!

Yaşam koçu nedir yaw! Daha kaç çocuğun tacizine imzanı atacaksın aceba? !

YALANCI YETİM VE ÖKSÜZLERE DİKKAT!

  Yetim ve öksüz çok iyi insanlar meclis dışıdır.

Gülbin gibi babasının ölümüne mutlu olup bunu kullanan yalancı bir yetimden önce tanıştığım birbaşka psikopat yetimi anlatacağım size. Ve lütfen çocuklarınızı bu yalancılar için kırmayın!

Ortaokuldayken, bizim komşumuz yanı zamanda okulumuzun müdürünün yeğenlerinin akrabası idi. Okulda başarı gösteriyorum diye bizim müdür yeğenlerini benimle arkadaşlık yapsınlar diye tanıştırmak istemiş.

Yeğenlerinin ailesi çok zenginmiş annesi babası trafik kazası geçirdiğinde bunlar çocuklarmış. Amcası da onları evlat edinmiş :)

Neyse, babam birgün bu kızın bize geleceğini arkadaşım olmasını istediğini söyledi. Ama bu kızın ailesinin öldüğünü kimse bana söylemedi. Sadece müdürün yeğenleri dedi.

Bu arada zengin oldukları ve müdürün yeğenleri ve yetim oldukları için de baya şımartılmışlardı tüm ahali onlar için kollarını sıvıyordu.

Neyse , olur dedim gelsinler. Kız geldi bi suratsız bir böyle herkes ona hizmet etsin modunda takılıyor. Dedim herhalde misafir ondan böyle. Sonra bana döndü sordu: ‘Ailenle en çok yapmayı sevdiğin şey ne?’ O zamanlar parlement sinema klubu vardı start tv’de yayınlardı. Dayım bizde kaldığı zamanlar oturur komedileri izlerdik. Dedim dayımla oturup pazar günleri olan sinema gecesi güzel. Hem siz de yapın güzel bişi dedim.’ 

Vurguluyorum hemen, anne baba aile vs demedim.

Bu kız eve gidiyor amcasına şöyle anlatıyor durumu:’zeytuni bana hava attı ben yetimim diye beni aşağıladı , neymiş sinema geceleri varmış…’  diye anlatıyor. Amcası yani okulun müdürü de geliyor babama bir ton laf anlatıyor. Bu sefer bana büyük bir haksızlık etmiş oluyorlar. Koca koca adamların yaptığına bakın. 

Bir yetim veya öksüze yardım edebilir onu şımarta da bilirsiniz. Ama onun yüzünden başkasına haksızlık yapamazsınız!

Babam eve gelmiş dayımı tembihlemiş film izlerken izleyecekse tek izleyecekmiş… vs. Bana da kızıyorlar bir daha film izlemeyeceksin diye. * Maalesef ki babamdan bana geçen kötü huy, kontrolsüz merhamaet :) ama belirtmem gerekir ki herkes kendini kollasın merhametimizi kötüye kullananlara hiç acımayız.

Sonra babam tuttu o kızı çağır da çağır. Ama ben hisettim o psikoda bişi var. O isterse arar dedim. Babam tuttu sen hava atmışsın annesi babası öldü diye aşağılamışsın onu dedi. Şaşırdım ne alaka, ben onun yetim olduğunu bile bilmiyordum söylemediniz de…

Sonra bu psiko kızı yolda gördüm. Bana sırıtarak:’Sana neden ailenele yapıp ta mutlu olduğun şeyi sordum biliyor musun? Noldu hala yapıyor musun? Yapamazsın gibi şeyler söyledi’

Hatta bu kız hiç yememiş içmemiş her beni gördüğünde,  o benim arkadaşımda bana böyle yaptı diyerek gülbin gibi timsah göz yaşları dökmüş. Bir kere bize gelmesi haricinde de arkadaşlığımız olmamıştı. En son kardeşimin düğününde görmüştü keşke o zaman foyasını ortaya çıkarsaydım!

Kız bildiğin psikopatlık etmiş. Etrafındaki insanlara aileleri ile yaptıkları mutlu şeyleri öğrenip onları mahvetmeyi seviyor.

Aslına bakarsanız etraftaki insanlar tarafından çok şımartılması onun yetim ve öksüz olmadığını gösteriyordu. O kadar şımarmış ki kendisinden mutlu başka birini etrafında görmek istemiyor resmen. 

Ve o gün şunu anlamıştım , yetim ve öksüz olmak fiilen anne ve babanızın olmaması demek değil! 

Zaten gülbinde de bunu hissetimiştim arkadaş olmak istememiştim ama kendime ait notları okuyunca anlarsınız neden etrafımda dolandığını…

25 Ocak 2023 Çarşamba

BAŞKASININ HİKAYESİ! KÖYÜN ÇAYI NEDEN KURU?

Baya bir zaman önce bizim eve ısrarla telefonlar gelmeye başladı. Sürekli çeşit çeşit akrabalardan babamı arıyorlardı. Babamsa sürekli ikna edilemeyen inatçı biri gibi gösteriliyordu.

Birgün dayım (kendisini sevdiğim söylenemez) Babamı ikna etmeye taa oralardan*bize uzak olmasına rağmen* yola cikip bizim eve bile geldi. Hayır o cadoloz karının naptığını biliyorsun bir de onun için mi çabalıyorsun. Kesin para teklifi almıştır :P Neyse

Meğer mesele şuymuş:

Babamın halası (babası ile ayrı annelerden olan - iyi ki öyleymiş ). Soy anneden geçer ne de olsa :D

Neyse babamın halası ölüm döşeğinde bir gidip bir geliyormuş. Yani şuuru bir gidiyormuş bir geliyormuş.

Geldiği zamanda da etrafındakilere yalvarmış, benim babamdan helallik istiyormuş. Babama telefonlar yağması sebebi bu. Kadın ölemiyormuş.

En sonunda yine şuuru gelince , demiş ki:

Beni ateşe atıyorlar yanıyorum tekrar geri gidip tekrar dirilip tekrar öldürüp tekrar yakıyorlar. Ve ona demişler ki gidip şu şu kişilerden helallik istemezsen bu şekilde acı çeke çeke öleceksin ve bunun zamanı var diye, hatta ölmeyebilirsin bile demişler. Kadın bir sonraki gelişinde herkese duyurun ben ona iftira attım hatta ona iftira atmakla kalmadım, gelinime de iftira attım demiş hatta cincilerde dolandigina, gelinine oyunlar oynadigina kadar bircok seyi itiraf etmis, sonra gık gık gitmiş ya da o zamanlar hala can veremiyor diyorlardı. Artık ne kadar süre can çekişti bilmiyorum.

Neyse hikaye şöyle:

Babanım bu üvey halasına cadoloz diyeceğiz.

Bu cadolozun oğlu bir kıza aşık olur ve evlenirler. Ama cadoloz evliliklerine engel olamadığını anlayınca dünyayı dar etmeye and içer bu geline. Oğlu da çare yan tarafa küçük bir ev yapar orda yaşarlar. Oğlunun askerliği de gelmiştir askere gider. Bir ara askerden izne gelir ve gittiğinde masum gelinimiz hamile kalır.

Tabi cadoloz dozu daha da arttırır ama  masum gelinimiz sabretmeyi tercih eder. 

Birgün masum gelinin yattığı terastan büyük bir çığlık sesi gelir. Gelin o gece kabus gördüğünü söyler herkese, ertesi gün kanaması gelir, görümcesine kanaması olduğunu , köyde şifacı denilen kadına gideceğini söyler.

Endişe ile o kadına gider. Şifacı ona bir çay yapar ve ertesi güne kalmadan kanama durur. Ama görümcesi ve cadoloz karı bunu farklı çarpıtmak için ellerine fırsat geçtiğinden farklı şekilde lanse ederler.

Masum gelinin karnı büyümeye başlayınca, ona sen bu bebeği düşürmüştün noldu da hamile kaldın! diye baskılar yaparlar. Bütün köye de bu dedikoduyu yayarlar.

Masum gelin: Evime kim gelir gider görürsün evler bitişik hergün buralardasın , bu bebek oğlunun ben şifacıdan  ilaç istedim yaptı, bebek duruyor demiş.

Bunun üzerine cadoloz , o zaman evine gelen kuzeninden demiş. Kuzeni de 9 yaşında bir oğlan çocuğu.

Köyden babamın arkadaşı cadoloza, o daha dokuz yaşında iftiranın da bir tutar yanı olur gibi laf edince.. O zaman o bebek senden demiş..

Bu cadoloz kadın, aslında çoğu insanın kullandığı politikayı kullanmış. Mesela , gay birini savunduğunuzda- aaa sen de gaysin kesin... ya da ne bilim başka birini savunursunuz aa sen de öylesin dimi.. laflarını birçoğunuz duymuştur. Bu politika masum insanları savunmamanız için geliştirilmiş psikolojik silahtır.

Neyse bu cadoloz her onu savunana o bebek senden diye iftirayı yaymış. Köylü bu masum gelinle konuşmayı kesmiş ve fahişe gözü ile bakmaya başlamışlar. 

Tabi köylünün bu hamile masum gelini dışlamasını fırsat bilen bu cadoloz kadın boş durur mu? Hergün evden dayak sesleri gelirmiş. Meğer cadoloz karı bu geline bildiğin işkence edermiş, hatta yerde karnını tekmelediğini görenler bile olmuş.

Gel zaman git zaman karnı burnunda kış vaktine dayanmış, yerler kar. Bu masum gelin artık işkencelere dayanamamış ve düşmüş yola baba evine gidecem diye.

O sırada da benim babam bağda nöbetten dönüyormuş. Eskiden bağa tüfekle nöbete giderlermiş bağa tilkiler gelip üzümleri harap etmesin diye...

Neyse görmüş masumu , demiş nereye? bu kışta hamile yürüyerek oraya varman bile haftalar alırken yolda ölürsün donarak...Ben dün geceyi zor sabah ettim bu güçlü halimle sen ölürsün demiş.

Masum gelin anlatmış, hergün karnını tekmelediğini yiceğini içeceğini kestiğini artık dayanılmaz hal aldığını gideceğini söylemiş...

Babam , gel benle demiş.

Çıkmış cadolozun karşısına tüfeği doğrultmuş. Bir daha bu evden dayak sesleri gelirse , ve bir daha bu kızcağız yollara hamile hali ile düşerse gelir seni vururum hiç acımam demiş.

Cadoloz da : Aaaa beni öldürecek kadarsan bu bebek senden demiş.

Babam da: İftira atıyorsun yoldan döneyim diye ama dönmem. Sözüm sözdür öldürürüm seni. Ama bir daha da bugünden sonra halam değilsin benle konuşma! Hakkım da sana haramdır demiş.

Babamın bu tehdidi cadolozu korkutmuş, gelinin kocası askerden gelene kadar evden gık sesi çıkmamış.

...Evet hak helalliği meselesi burdan gelmiş. Peki devamı! İşte orası daha acı.

Masum gelinin ikizleri olmuş, bir kız bir oğlan. Gel gör ki tıpkı cadoloz gibi mavi gözlü sarı saçlı doğmuşlar. Hatta köylüler bebekleri görünce cadoloza , bunlar hık demiş senin burnundan düşmüş diyorlarmış. Cadoloz iyice küplere biniyormuş. Bu arada askerden gelen oğlunu da fitlemiş tabi.

Çocukların annesine benzemesini bile hiçe sayarak karısı ile konuşmaz olmuş bu adam ki adam demeye bin şahit gerek! Şerefsiz diyebiliriz. Çünki doğum sonrası ve kocası geldikten sonra cadoloz hergün dayak atıyormuş masum geline , işkence tavırlarını devam ettiriyormuş ama oğlu buna gık demiyormuş.

Birgün cadoloz kadın , masum gelini tarlaya sulamaya göndermiş, görümcesi de yanındaymış. Öğlene doğru masum gelin , görümcesine , köye çıkıp çocukları emzirmesi gerektiğini söylemiş. Ama görümcesi izin vermemiş.

Meğer herşey planlı imiş. O sırada da cadoloz kadın ikizleri bir odaya kitlemiş. Ne su ne yicek bişi vermemiş.

Görümce gelini tarlada tutmak için anlattıklarına göre bağlama gibi durumları da sergilemiş. Orası ayrıntı gerektirmiyor. Masum kadın en sonunda görümcenin elinden kurtulmuş ve köye doğru koşmuş.

Çocukların olduğu kapıya yönelmiş kapı kitli açtırmak için cebelleşmiş ve kapı açılınca ne görsün, ikizler ölmüş.

İkizler ağlaya ağlaya susuzluk ve açlıktan ölmüşler.

İşte o an bu masum kadın susmuş tek kelime etmemiş, kocası denecek şerefsize bakmış, almış çantasını köyden gitmiş yürüye yürüye baba evine varmış diyorlar.

İşte bu can çekişerek ölen cadolozun hak hellalliği istemeye çalışmasının sebebi buymuş.

Umarım kimse hakkını helal etmemiştir! 

Çünki masum gelininin terasta gece uyurken birden çığlık atmasının sebebi , cadolozun o hamile iken birilerini ayarlayıp bebeğini düşürtmeye yani öldürmeye kalkıştığı yönünde rivayetler var. ki buna itirafı da vardı diye hatırlıyorum.. Neyse Yani o sırada boş durmamış. Hatta oğlu evlenmeden önce o kadınla evlenmesin diye cinci şarlatanlarda bile gezdiği olmuş.

Ha birşey daha var, şifacı denilen kadını da ekarte etmek için ona da iftira atmış ve ölümüne neden olmuş. Çünki şifacı kadın konuşunca *çay yaptığını söyledikçe* onun iftirasına kimse inanmıyormuş.Bu hikayeyi daha sonra anlatırım belki.

Ama o değil bu salak ahali , cadoloz kadının sunduğu terasta çığlık attı duymadınız mıyı delil olarak kabul edip kadına çamur atmaya dünden razıymış. 

O yüzden de kısa bir süre sonra köyde farklı olaylar olmuş , oraları sonra belki anlatırım bir tek şurası enteresan tabi, köyün çayı çok fazla bir zaman geçmeden kurumaya başlamış.  Şimdi kupkuru.

Aslında köyün çayı neden kuruduysa dünya da o yüzden kuruyor! Çünki o cadoloz gibiler arttı üstüne maske taktılar kimisi kaynana, kimisi arkadaş, kimisi gelin, kimisi din adamı, kimisi baba, kimisi anne, kimisi koca, kimisi akraba, kimisi sevgili, kimisi... kimisi yani farklı statü ve cinslerde sürekli caniliklerini yapmaya devam ettiler. Toplum da onları alkışladı ya da sustu!