25 Ocak 2023 Çarşamba

BAŞKASININ HİKAYESİ! KÖYÜN ÇAYI NEDEN KURU?

Baya bir zaman önce bizim eve ısrarla telefonlar gelmeye başladı. Sürekli çeşit çeşit akrabalardan babamı arıyorlardı. Babamsa sürekli ikna edilemeyen inatçı biri gibi gösteriliyordu.

Birgün dayım (kendisini sevdiğim söylenemez) Babamı ikna etmeye taa oralardan*bize uzak olmasına rağmen* yola cikip bizim eve bile geldi. Hayır o cadoloz karının naptığını biliyorsun bir de onun için mi çabalıyorsun. Kesin para teklifi almıştır :P Neyse

Meğer mesele şuymuş:

Babamın halası (babası ile ayrı annelerden olan - iyi ki öyleymiş ). Soy anneden geçer ne de olsa :D

Neyse babamın halası ölüm döşeğinde bir gidip bir geliyormuş. Yani şuuru bir gidiyormuş bir geliyormuş.

Geldiği zamanda da etrafındakilere yalvarmış, benim babamdan helallik istiyormuş. Babama telefonlar yağması sebebi bu. Kadın ölemiyormuş.

En sonunda yine şuuru gelince , demiş ki:

Beni ateşe atıyorlar yanıyorum tekrar geri gidip tekrar dirilip tekrar öldürüp tekrar yakıyorlar. Ve ona demişler ki gidip şu şu kişilerden helallik istemezsen bu şekilde acı çeke çeke öleceksin ve bunun zamanı var diye, hatta ölmeyebilirsin bile demişler. Kadın bir sonraki gelişinde herkese duyurun ben ona iftira attım hatta ona iftira atmakla kalmadım, gelinime de iftira attım demiş hatta cincilerde dolandigina, gelinine oyunlar oynadigina kadar bircok seyi itiraf etmis, sonra gık gık gitmiş ya da o zamanlar hala can veremiyor diyorlardı. Artık ne kadar süre can çekişti bilmiyorum.

Neyse hikaye şöyle:

Babanım bu üvey halasına cadoloz diyeceğiz.

Bu cadolozun oğlu bir kıza aşık olur ve evlenirler. Ama cadoloz evliliklerine engel olamadığını anlayınca dünyayı dar etmeye and içer bu geline. Oğlu da çare yan tarafa küçük bir ev yapar orda yaşarlar. Oğlunun askerliği de gelmiştir askere gider. Bir ara askerden izne gelir ve gittiğinde masum gelinimiz hamile kalır.

Tabi cadoloz dozu daha da arttırır ama  masum gelinimiz sabretmeyi tercih eder. 

Birgün masum gelinin yattığı terastan büyük bir çığlık sesi gelir. Gelin o gece kabus gördüğünü söyler herkese, ertesi gün kanaması gelir, görümcesine kanaması olduğunu , köyde şifacı denilen kadına gideceğini söyler.

Endişe ile o kadına gider. Şifacı ona bir çay yapar ve ertesi güne kalmadan kanama durur. Ama görümcesi ve cadoloz karı bunu farklı çarpıtmak için ellerine fırsat geçtiğinden farklı şekilde lanse ederler.

Masum gelinin karnı büyümeye başlayınca, ona sen bu bebeği düşürmüştün noldu da hamile kaldın! diye baskılar yaparlar. Bütün köye de bu dedikoduyu yayarlar.

Masum gelin: Evime kim gelir gider görürsün evler bitişik hergün buralardasın , bu bebek oğlunun ben şifacıdan  ilaç istedim yaptı, bebek duruyor demiş.

Bunun üzerine cadoloz , o zaman evine gelen kuzeninden demiş. Kuzeni de 9 yaşında bir oğlan çocuğu.

Köyden babamın arkadaşı cadoloza, o daha dokuz yaşında iftiranın da bir tutar yanı olur gibi laf edince.. O zaman o bebek senden demiş..

Bu cadoloz kadın, aslında çoğu insanın kullandığı politikayı kullanmış. Mesela , gay birini savunduğunuzda- aaa sen de gaysin kesin... ya da ne bilim başka birini savunursunuz aa sen de öylesin dimi.. laflarını birçoğunuz duymuştur. Bu politika masum insanları savunmamanız için geliştirilmiş psikolojik silahtır.

Neyse bu cadoloz her onu savunana o bebek senden diye iftirayı yaymış. Köylü bu masum gelinle konuşmayı kesmiş ve fahişe gözü ile bakmaya başlamışlar. 

Tabi köylünün bu hamile masum gelini dışlamasını fırsat bilen bu cadoloz kadın boş durur mu? Hergün evden dayak sesleri gelirmiş. Meğer cadoloz karı bu geline bildiğin işkence edermiş, hatta yerde karnını tekmelediğini görenler bile olmuş.

Gel zaman git zaman karnı burnunda kış vaktine dayanmış, yerler kar. Bu masum gelin artık işkencelere dayanamamış ve düşmüş yola baba evine gidecem diye.

O sırada da benim babam bağda nöbetten dönüyormuş. Eskiden bağa tüfekle nöbete giderlermiş bağa tilkiler gelip üzümleri harap etmesin diye...

Neyse görmüş masumu , demiş nereye? bu kışta hamile yürüyerek oraya varman bile haftalar alırken yolda ölürsün donarak...Ben dün geceyi zor sabah ettim bu güçlü halimle sen ölürsün demiş.

Masum gelin anlatmış, hergün karnını tekmelediğini yiceğini içeceğini kestiğini artık dayanılmaz hal aldığını gideceğini söylemiş...

Babam , gel benle demiş.

Çıkmış cadolozun karşısına tüfeği doğrultmuş. Bir daha bu evden dayak sesleri gelirse , ve bir daha bu kızcağız yollara hamile hali ile düşerse gelir seni vururum hiç acımam demiş.

Cadoloz da : Aaaa beni öldürecek kadarsan bu bebek senden demiş.

Babam da: İftira atıyorsun yoldan döneyim diye ama dönmem. Sözüm sözdür öldürürüm seni. Ama bir daha da bugünden sonra halam değilsin benle konuşma! Hakkım da sana haramdır demiş.

Babamın bu tehdidi cadolozu korkutmuş, gelinin kocası askerden gelene kadar evden gık sesi çıkmamış.

...Evet hak helalliği meselesi burdan gelmiş. Peki devamı! İşte orası daha acı.

Masum gelinin ikizleri olmuş, bir kız bir oğlan. Gel gör ki tıpkı cadoloz gibi mavi gözlü sarı saçlı doğmuşlar. Hatta köylüler bebekleri görünce cadoloza , bunlar hık demiş senin burnundan düşmüş diyorlarmış. Cadoloz iyice küplere biniyormuş. Bu arada askerden gelen oğlunu da fitlemiş tabi.

Çocukların annesine benzemesini bile hiçe sayarak karısı ile konuşmaz olmuş bu adam ki adam demeye bin şahit gerek! Şerefsiz diyebiliriz. Çünki doğum sonrası ve kocası geldikten sonra cadoloz hergün dayak atıyormuş masum geline , işkence tavırlarını devam ettiriyormuş ama oğlu buna gık demiyormuş.

Birgün cadoloz kadın , masum gelini tarlaya sulamaya göndermiş, görümcesi de yanındaymış. Öğlene doğru masum gelin , görümcesine , köye çıkıp çocukları emzirmesi gerektiğini söylemiş. Ama görümcesi izin vermemiş.

Meğer herşey planlı imiş. O sırada da cadoloz kadın ikizleri bir odaya kitlemiş. Ne su ne yicek bişi vermemiş.

Görümce gelini tarlada tutmak için anlattıklarına göre bağlama gibi durumları da sergilemiş. Orası ayrıntı gerektirmiyor. Masum kadın en sonunda görümcenin elinden kurtulmuş ve köye doğru koşmuş.

Çocukların olduğu kapıya yönelmiş kapı kitli açtırmak için cebelleşmiş ve kapı açılınca ne görsün, ikizler ölmüş.

İkizler ağlaya ağlaya susuzluk ve açlıktan ölmüşler.

İşte o an bu masum kadın susmuş tek kelime etmemiş, kocası denecek şerefsize bakmış, almış çantasını köyden gitmiş yürüye yürüye baba evine varmış diyorlar.

İşte bu can çekişerek ölen cadolozun hak hellalliği istemeye çalışmasının sebebi buymuş.

Umarım kimse hakkını helal etmemiştir! 

Çünki masum gelininin terasta gece uyurken birden çığlık atmasının sebebi , cadolozun o hamile iken birilerini ayarlayıp bebeğini düşürtmeye yani öldürmeye kalkıştığı yönünde rivayetler var. ki buna itirafı da vardı diye hatırlıyorum.. Neyse Yani o sırada boş durmamış. Hatta oğlu evlenmeden önce o kadınla evlenmesin diye cinci şarlatanlarda bile gezdiği olmuş.

Ha birşey daha var, şifacı denilen kadını da ekarte etmek için ona da iftira atmış ve ölümüne neden olmuş. Çünki şifacı kadın konuşunca *çay yaptığını söyledikçe* onun iftirasına kimse inanmıyormuş.Bu hikayeyi daha sonra anlatırım belki.

Ama o değil bu salak ahali , cadoloz kadının sunduğu terasta çığlık attı duymadınız mıyı delil olarak kabul edip kadına çamur atmaya dünden razıymış. 

O yüzden de kısa bir süre sonra köyde farklı olaylar olmuş , oraları sonra belki anlatırım bir tek şurası enteresan tabi, köyün çayı çok fazla bir zaman geçmeden kurumaya başlamış.  Şimdi kupkuru.

Aslında köyün çayı neden kuruduysa dünya da o yüzden kuruyor! Çünki o cadoloz gibiler arttı üstüne maske taktılar kimisi kaynana, kimisi arkadaş, kimisi gelin, kimisi din adamı, kimisi baba, kimisi anne, kimisi koca, kimisi akraba, kimisi sevgili, kimisi... kimisi yani farklı statü ve cinslerde sürekli caniliklerini yapmaya devam ettiler. Toplum da onları alkışladı ya da sustu!