KENDİME NOTLAR - 18 - RÜYA

 Oda olayından sonra eve geldiğimde, üç gün boyunca uyudum ve sadece kendi elimden çeşmeden su içtim. Dualarımı okudum. Büyüyü zaten açıklamıştım ama bir daha tekrar etmek gerekirse, yedirilen içirilen şeyler sizin psikolojinize etki eder ve zaten olayların etkisini söylemiyorum bile. Büyü desem de siz öyle parmak şıtlatması ile olan bir güç sanmayın. 

Bu tarz büyü ritüellerinden kurtulmak kolaydır. Su orucu , sessizlik orucu, dualar...

İşte böyle o pis sulardan nasıl arınacağımı bundan nasıl kurtulacağımı biliyordum. AMA! Tam kurtuldum derken...

Son gece yatmadan önce, yine son konuşmalarımı ve dualarımı yaptım. O gece gördüğüm rüya bir karar almama sebep oldu.

Herkes sıraya girmişti. Önümde dört adam ellerinde kirli bir su herkese sunuyorlardı. Ve onların girişte olduğu yol ikiye ayrılıyordu. Kimin nereye gideceğine onlar karar veriyordu.

Sıra bana geldi.

Sordum 'Bu su ne?'

Giri giyimli adam: 'Bu suyu içmeni Allah emrediyor' dedi.

Önce sen kimsin bana Allah'ın emrinde olduğunu ıspatlaman gerek dedim. Ispatladı :) orayı atlıyorum.

Sonra madem Allah emretmiş dedim ve suyu tam aldım içecekken elimden aldı. Bunu ben bile yapmamıştım dedi. Sen bizim geçemeyeceğimiz yere geçeceksin buyur yolun burası... Sonra bir duraksadı bana baktı ' Sen?, zaten bunu ben bile yapmamıştım o zaman anlamalıydım' dedi. Rüyaları yanlış anlatmanın vebali vardır ama burdaki bazı yerleri anlatmayacam. Bu cümle sonrası bende kalsın...

Sonra diğer yola baktım, aramızda uçurum vardı ama onları görüyordum. Herkes ordaydı. Bu yolda birtek ben vardım, suyu birtek ben mi içmiştim. Allahın emrine sadece ben mi uymuştum? O karşı yolda gördüklerimin hepsi inanan insanlar değil miydi?

Adam bana bir tabure verdi. Gitmeden önce otur burda...

Sordum. Onlar napıyor?

'Dedikodu ve iftira seni dışlıyorlar, sana çamur atıyorlar' evet hissetmiştim...

Sonra yolun sonuna doğru mutlu mesut konuşarak gidiyorlardı. Bir kapı vardı önünde melek vardı. Arkasındaki yavuza beni gösterip bişi söyledi ve kapıdan girdi, yavuz arkasındaki bir erkeğe bişi söyledi o da o kapıdan girdi o diğer erkekleri tanımıyordum ama silsile bu şekildeydi... Sonra herkes o kapıdan bu şekilde girdiler ve hepsi nerdeyse erkekti...Hepsi tek tek bişi söyleyip bana bakıp o kapıdan giriyorlardı. Ev arkadaşım melek ve ayşe , üstüne dernekten bazı kızlar da vardı...

Sordum:'Bunlar nereye gidiyorlar?'

Gri giyimli adam:'Cehenneme!' dedi.

O sırada Gri giyimli adam bana döndü ve benim yolumu göstererek, artık gidebilirsin. Nereye dedim işte oraya cennetin anahtarı sende. O kadar hızlı çıktım ki kapının önüne, bir anda o kapının önünde idim. Onları izlerken onlar yürüye yürüye yavaş yavaş cehennemin kapısına giderken ben orda oturup bekliyordum, ve gri giyimli adama da ben geç kaldım gideceğim yere hala gidemedim diyordum. Gri giyimli adamsa gülüyordu, işte o hızlı çıkışta neden güldüğünü anlamıştım.

Sonra son bir bakış attım karşı yola, sıranın sonunda D vardı. Bir an duraksadı tartışmaya başladı, bir bana bakıyordu bir kapıya...

Gri giyimli adama gidip sordum: O D namazlarını kılardı neden cehennemin kapısında ? dedim. Evet ama çok fazla açık giyindiğini söylüyorlar git onunla konuş ! dedi. (Burda mesele açık giyinmesi değildi daha sonraki yazımda bu rüyanın yorumundan anlayacaksınız)

Sonra bir de ne göreyim. Osmanı iki kişi kolundan tutmuş bir yere götürüyorlardı.. Sordum o nereye gidiyor? Cehennem yedi kattan ibaret. O en dibine gidiyor.

Peki bu benim yolumda kimse yok mu?  O kadar mı kötü bu insanlar...

O sırada karşı yolda sinan dizlerini çökmüş yalvarmaya başladı. Çünki iki kişi onun da kolundan çekip Osmanın olduğu yere götürüyorlardı. Sonra gri giyimli adam sordu bana, onun gideceği yere neden hala karar vermedin. Gidecekleri yerleri sen belirliyorsun, biliyorsun dimi? dedi.

Baktım sinan yalvarıyordu diz çökmüştü. Pişmanım diye ağlıyordu. Arkasında, herdaim karşı yolda olanları izleyip yöneten biri vardı. Şeytan olduğu hissindeydim yüzü görünmüyordu.

Seslendi: 'Beni sonsuza dek cehenneme gönderdiniz, onları da beraberimde götüreceğim'

'Senin yolunda olan seninle cehennemde yansın' dedim.

Sonra sinana baktım. Hala yalvarıyordu...

'Durun o zaman deneyin gerçekten pişman mı ?' dedim.

Gri giyimli adamsa: 'O değişecek biri değil ama madem bir şans daha veriyorsun bekleyecek!'dedi.

Süreyi gri giyimli adam belirledi, ve sinanın diz çökmesini istedi ve ekledi, eğer sana diz çökmekten ve seni beklemekten vazgeçerse Osmanın gittiği yere gidecek!

O sırada bir kadın geldi. Diz çöker vaziyette olan sinanın sırtına bindi onu salladı durdu. Sinan eğer diz çöker vaziyetten kalkarsa herşey berbat olacaktı. Ama benim konuşma iznim yoktu. Gri giyimli adamla bu şartla ona şans vermiştik.

Sonra birden sırtındaki kadın biri ile konuştu, o adam da(şeytan olur kendisi) ona yardım etti. Sinanı diz çöktüğü yerden kaldırmaya çalışıyorlardı, yardım edenler arasında bizim dernekten bazı kızlar da vardı, urfalıların yüz karası emine(viyanda okumuş olan) söyleniyordu 'kendini ne sanıyor bu kız, seni karşında diz çöktürtmüş, baksana keyfi de yerinde...' gibi laflar ediyordu. Bu onun kibri ve kıskançlığıydı o yüzden o da cehennem yolundakilerle aynı kefedeydi, Seyhan da ordaydı seyhan çelişki yaşıyordu ama eminenin söylemleri ile hiçbirşey yapmamaya karar verdi ve evet o da bu yüzden onlarla aynı yerde, orda kaldı ...Ve melek aha melek ordaydı. İki zebani onun da kolundan tuttular götürüyorlar...

Gri giyimli adama sordum Melek diğer kapıdan girmemiş miydi dedim. Evet ama yine hata yaptı diğerleri ile birlikte o da aynı yere gidecek dedi...Diğerleri dediği gülbin dilek ve sinanın annesi idi yani şirk koşup büyü yapanlar, büyü yaptırmaya gittikleri adamı saymıyorum bile o çoktan gönderilmişti ve lanetliler arasındaydı...

Sonra sinan diz çöktüğü yerden kalktı, o kalkar kalkmaz iki (zebani diyecem artık) tuttu ve onu osmanın gittiği yere götürmek üzere yola çıkıyorlardı. O da osman gibi çığlık ata ata gidecekti. Bir şey vardı. O diz çöktüğü yerden kalktığında hala bana bakıyordu, herkes zebaniler onları tuttuğunda zebanilere bir sağa bir sola bakarak çığlık ata ata giderken, o bana bakıyordu...(Belki de onun zebanisi ben olmuşumdur, bilemem dimi :D )

Sonra sinanın sırtındaki kadını da iki zebani kolundan tuttu bir yere götürüyorlardu. Sordum peki o nereye gidiyor. O da gülbin dilek melek ve sinanın annesinin gittiği yere gidiyor şirk koşanların lanetlendiği yere, cehennemin sonsuzluk derinliğinde yaşamaya ... dedi... Ve şimdi anlıyorum ki bu kadın sinanın şimdiki eşi ezgi idi ...oyunlar şarlatan büyücüler ve planlanmış zina ile çocuk yapmalar onu Gülbinle aynı kefeye koymuştu...

Kimse kalmamıştı. Gri giyimli adam : 'Biliyorum ama cennete sadece sen giriyorsun, bundan sonra ne yaparsan yap o anahtar senin' dedi ve ben o zirveye tek başıma çok hızlı çıktım. Onları o kadar oraya götürmek istesem de kimse gelmemişti. Beklemiştim şans vermiştim ama olmamıştı.

Gri giyimli adamdan anladığım şuydu. Bu büyüyü bozmamalıydım. Ve ödülüm cennetin anahtarı olacaktı hem de ne yaparsam yapayım :) vaybe ne güzelmiş kapı bana hep açık hissi bile güzeldi. Sadece! Beklemeliydim gri giyimli adam ben unuttuğum için yardım edecek ve ben o sus derse susacak konuş derse konuşacaktım.

Veee cennetin anahtarı artık bendeydi , kapıyı açtım o güzellik o huzuru gördüm, orası ezelden beri bana aitmiş gibi hissettim ve hatırladım, vay be :) rüyada bile bazı şeyleri unutarak yaşamışım...

Uyandım,  karar verilmişti, büyüyü bozmayacaktım bekleyecektim, saniyelik karardan sonra hafıza kaybım devam edecekti...

Dedikodular iftiralar beni üzse de susacaktım çenem kitlenecekti onları izleyecektim...

Uyandığımda ise kafamda şu soru vardı ? Sinan sadece bana yardım etmemişti ve kaypaklık yapmıştı... Neden Osmanla aynı kefedeydi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder