Bölüm 3: Maskelerin Ardındaki Hainler
Onlara milletvekili demiyorum. Çünkü milletvekilleri, milletin sesi olmalı; bunlar ise ceplerini doldurma peşinde koşan, maskeli hainler! Vatansever görünüp vatanı satanlar, parti sevdalısı gibi davranıp partilerini hançerleyenler, dindar maskesiyle dini kirletenler, adalet naraları atıp en büyük adaletsizlikleri yapanlar… Ve işte, onlardan birini, maskesini başörtüsüyle örten bir egomanyağı anlatacağım.
Bu hikaye, başörtüsü mücadelesinin gölgesinde, bir sözün hikayesidir. Başörtüsü yasağı çözüm aşamasındayken, muhalif tarafın “Ama başörtüsünü kullananlar var!” cümlesine karşı, Zeytuni olarak verdiğim bir söz yankılanır: “Ömrüm yettiğince, başörtüsünü maske olarak kullananlarla mücadele edeceğim!” Yasaklarla bu mücadele engellenemez. Kaldırın yasağı, çünkü ben ve benim gibi kadınlar, bu maskelilere izin vermeyeceğiz!
Türkiye’de, partisinin gücüyle milletvekili koltuğuna oturan bir kadından bahsediyoruz. Güç gösterisi yapmayı seven, adeta bir modern firavun! Ama bizler, boyun eğmeyen Musalarız. Şimdi, onun haksızlıklarla dolu entrikasını anlatayım.
Orta ölçekli bir şehirde, bir aile işletmesi olan mimarlık ve mühendislik firması, büyük bir işe girişmeye karar verdi. İki dev arsaya konut projesi yapılacaktı; biriyle başlayacaklardı. Arsa, İstanbul’a yakın, altın değerindeydi. Firma, emeğini ortaya koyacaktı: mimarlar, mühendisler, kalfalar, işçiler… İstanbullu bir ortak, aylık para gönderecekti. Bir emlakçı, inşaat devam ederken satışları yapacaktı ki para aksamasın. Bir diğer ortak da düzenli para yatıracaktı. Sözleşmeler imzalandı, iş başladı.
Firma, alın teriyle projeyi ilerletti. Ancak bir gün, İstanbullu ortak ve diğer para yatıracak adam, ödemeleri durdurdu. Firma sordu: “Para niye gelmiyor?” Cevap, şok ediciydi: “Ortaklıktan ayrıldık!” Ama ortada ne bir bildirim, ne bir izah vardı. Sözleşmede açıkça yazıyordu: Ödeme yapmazlarsa ortaklıktan çıkarlar ve bunun sonuçlarına katlanırlar.
Bu aile firmasının kalfası, mimar ve mühendisin babasıydı; bir yuva gibi çalışan bir ekipti. Ödemeler kesilince, firma bankalardan kredi çekerek projeyi sürdürmeye karar verdi. Azimle çalıştılar, bir bloğu bitirdiler ve arsa sahibine evleri teslim ettiler. Tam satışları yapıp kredileri ödeyeceklerdi ki, bir bomba patladı: Mahkeme kararıyla satışlar durduruldu!
Meğer İstanbullu ortak ve diğer adam, bloğun bittiğini ve evlerin teslim edildiğini duyunca, “Biz para gönderdik, bunlar parayı cukkaladı, satışlardan bize pay vermiyor, proje bizim!” diyerek dava açmışlardı. Ama bu dava, sadece bir yıldırma politikasıydı. Amaçları, firmanın emeğini ve parasını çalıp projeye tamamen konmaktı.
Planları iğrençti. Önce, bu orta ölçekli şehirde firmayı karalamaya başladılar: “Bunlar dolandırıcı!” dedikodusu yaydılar ki firmaya iş gelmesin, krediler ödenemesin, zor duruma düşsünler ve mahkeme bitmeden masaya otursunlar. Ortak emlakçı da bu oyunun içindeydi; inşaat sırasında satış yapması gerekirken kılını kıpırdatmadı. Hepsi aynı zihniyetteydi: “Başkası pastayı yapsın, biz yiyelim!”
Dolandırıcılar, davayı kazanamayacaklarını biliyordu. Para gönderdiklerine dair tek bir kanıt yoktu. Üstelik firmanın çektiği krediler ve ödemeler, banka kayıtlarıyla sabitti. Ama onlar, prestij batırma politikalarıyla firmayı köşeye sıkıştırmayı planladı.
Ve işte, sahneye hain milletvekilimiz çıkıyor! Bu kadın, davayı açan dolandırıcılarla işbirliği yaptı. Davayı uzatmak için ellerinden geleni yaptılar. Her hakim, karar vereceği sırada başka bir şehre atandı; dava sürekli baştan başladı. Bu bir tesadüf değildi. Avukatlar araştırdı ve her defasında aynı isme ulaştılar: Bu milletvekiline!
İsmini saklamıyordu bile. Neden mi? Çünkü güç gösterisi yapmayı seviyordu. Zamane firavunları gibi, “Ben istersem yaşarsın, istemezsem ölürsün!” modundaydı. Ama bizler Musayız; boyun eğmeyiz! Tam dört hakim, bu yüzden yerlerinden edildi. Dört adalet savunucusu, bu egomanyağın hırsı yüzünden sürüldü.
Bu kadın, yenilenen seçimlerde milletvekili olamayacağını anlayınca, tıpkı manipülatif ev arkadaşımız Gülbin gibi ağladı, zırladı. Partisinin çok oy aldığı bir ilde, listede kendini başa yazdırdı ve garanti koltukla meclise geri döndü. Güç gösterisi yapmaya devam eden bir egomanyak daha mecliste! Hayırlı olsun, değil mi?
Ama bu hikaye, sadece onun hainliğiyle bitmiyor. Bu, bir mücadele çağrısıdır. Başörtüsünü maske olarak kullananlara, milletin emeğini çalanlara, adaleti ayaklar altına alanlara karşı, Zeytuni ve onun gibi kadınlar dimdik duracak. Çünkü biz, firavunlara boyun eğmeyen Musalarız!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder