26 Şubat 2026 Perşembe

Blacksmith Kawa / Kaveh the Blacksmith - The Timeless Kurdish Cultural Icon

 Long, long ago, there was a cruel king who ruled the world—let’s call him King Dahek (Dahek might be a place and named like as Dahek 's King but we will call it as short Dahek ). This king drew his power from two serpents that fed on children. In exchange for granting Dahek strength, the serpents demanded that he provide them with children to eat.

Dahek often took these children from a nearby village known as the Kurdish village, claiming that they had “too many children.” While some of the surrounding villages reluctantly accepted the king’s rule and handed over their children without resistance, others went even further—some people worshipped the king like a god and willingly brought their children to be sacrificed. The reason Dahek repeatedly attacked the Kurdish village was that it was the only one that resisted him fiercely. To display his power, he increased his cruelty toward them. His tyranny became so widespread and normalized that even the sun was ashamed to rise. The world remained dark, cloudy, and gloomy.

The blacksmith of the Kurdish village, Blacksmith Kawa (some calls as " Kaveh the Blacksmith), devised a plan to end this brutality. With great difficulty, he managed to place two trusted people inside the king’s kitchen. He told them: “Every day, when they bring you two children, I will give you one of lamp. We will replace one child with a lamb.”

Kawa was a wealthy and renowned blacksmith—one of the most respected professions of the time. Every day, in exchange for a lamb, he saved one child. Over time, he built an entire army from these rescued children. For each Kurdish child he added to the army, he forged a special weapon with his own hands. He trained them to become exceptional warriors. This is where the saying “Kurds are good fighters” comes from.

Kawa spent all his wealth building this army. Eventually, he had nothing left to wear; every time his clothes tore, he patched them. His garments became covered in red, white, and green patches. These colors later became the colors of the Kurdish flag.

As time passed, his army grew. While his army grew, he also forged a very special sword for himself—because he knew he would only have one chance to strike. When the sword was finally complete and his army strong, Kawa also became a father to a son.

He sent a letter to the king, claiming that he believed in the king’s greatness and wished to sacrifice his own son before him. The king, blinded by arrogance, was delighted by this request. The idea that someone from the rebellious Kurdish village would willingly bring their child to be sacrificed pleased him greatly.

Kawa prepared to stand before the king. He instructed his army of Kurdish children: “When you see my signal, it means I have killed the king. Come out from your hiding places, surround the castle, and burn it. The king has his own army—you will have to fight.”

The day of the sacrifice arrived. When Kawa approached the king and bowed his head as if preparing to sacrifice his son, he suddenly changed the direction of his strike and severed the king’s head from his body.

The special sword Kawa had forged was designed for this very purpose—sharp enough to take off a head in a single blow.

Kawa then lit a torch to signal the beginning of the battle. The Kurdish children surrounded the castle and set it ablaze. They fought and won. And on that day, the sun finally rose. That day became the Kurdish New Year—March 21—celebrated as the arrival of spring, rebirth, and freedom.

And the sun became the sign on flag :).

Demirci Kawa ve Kürtler

Önce hikayemizi anlatalım varın sonra siz günümüze bakarak, çocuklardan yararlananlar ne yapmaya çalışıyor anlayın, ya da bir özet geçerim.

Çok uzun yıllar önce, dünyayı yöneten  cani bir kral varmış Dahek kralı diyebiliriz , Dahek aslinda bir yer ismi ve kisaca oranin eski zalim krali manasinda kullaniyoruz. Bu kral gücünü çocuk yiyen iki yılandan alırmış. Onlar daheke güç verme karşılığında dahekten beslenecek çocuk isterlermiş.
Dahek, civarında adı kürt olan köyde çok çocuk yapıyorlar diye , genelde kürt köyünden alırmış bu çocukları.

Civardaki diğer köylerde kimi köyler gücü kabul edip istemeyerek te olsa çocukları verirken zorluk çıkarmazmış, bazı köylerde insanlar bile isteye kralı bir tanrı gibi görüp çocuklarını kurban edilsin diye kendileri götürdüğü olurmuş. Zaten kralın sürekli kürt köyüne zorla girmesinin sebebi de  en çok karşı çıkan direnen kürt köyü imiş. Kral tabi ki gücünü göstermek amaçlı bu köye zulmünü arttırmış. Zalimlik öyle yaygın ve normalleşmiş ki güneş doğmaya utanmış. Dünya hep bulutlu ve kasvetli imiş.

Kürt köyünün demircisi , Demirci Kawa bu zalimliğe son vermek için bir plan yapmış. Zalim kralın mutfağına zor da olsa iki kişi sokmayı başarmış. Ve o iki kişiye demiş ki , hergün size getirilen iki çocuktan birini, size vereceğim koyun ile değişeceğiz.

Demirci Kawa o zamanın en meşhur mesleklerinden biri olan demirciliği ile ünlü ve varlıklı biri imiş. Hergün bir koyun karşılığında bir çocuğu kurtarıp o çocuklardan bir ordu oluşturmayı başarmış. Ve orduya kattığı her kürt çocuğuna kendi özel bir silah yapmış. Onları çok iyi savaşçılar olarak yetiştirmiş. Bu arada kürtler iyi savaşçılardır deyimi ordan gelir :)

Demirci Kawa bütün varlığını bu orduya kurmak için harcadığında üzerine giyecek kıyafeti olmazmış ve her kıyafeti eskidiğinde bir yama yapmış. Bu sebeple kıyafeti kırmızı, beyaz ve yeşil yamalarla kaplıymış. Kürt bayrağı rengi burdan gelir :)

Gel zaman git zaman ordusu büyümüş, ordusu büyürken kendisine de çok özel bir kılıç yapmış çünki sadece tek vuruş hakkı varmış. Kılıcı tamamlaması bitmiş, ordu büyümüş ve kendisinin de bir oğlu olmuş. 

Krala bir mektup göndermiş, mektupta, kralın yüceliğine inancından oğlunu kralın önünde kendi kurban etmek istediğini yazmış. Kral o kadar kibirliymiş ki egosunu okşayan bu isteği hemen kabul etmiş. Hele ki isyankar kürt köyünden biri isteyerek çocuğunu getirip önünde kurban edecek , hoşuna gitmiş.

Demirci kawa kralın karşısına çıkacakmış. Kürt çocukları ordusuna talimatı vermiş. İşaretimi alınca kralı öldürdüm demektir. Saklandığınız yerlerden çıkın ve kaleye doğru gelip kaleyi çevreleyerek yakın demiş. Malum kralın da bir ordusu var ve savaşmaları gerekecek.

Ve kurban günü gelmiş. Demirci kawa kralın karşısına çıktığında iyice yaklaşarak, oğlunu kurban edeceği şekilde başını eğdiğinde kılıcı indirme anında yön değiştirerek, kralın kafasını gövdesinden ayırmış.

Demirci Kawa'nın özel olarak hazırladığı kılıcın özelliği bu imiş. Tek vuruşta kafayı vücuttan ayırabilecek kadar keskin bir kılıç.

Ve Demirci Kawa başladığı savaşta meşaleyi yakarak işareti vermiş. Kürt çocukları kalenin çevresini sarıp yakmışlar. Savaşı kazanmışlar. Ve o gün güneş doğmuş. O gün kürtlerin yılbaşısı 21 Mart olarak baharın gelişi yeniden doğuş ve özgürlük olarak anılmış.


19 Aralık 2025 Cuma

Read Quran Carefully!

Many of us know certain things only by hearsay, because reading feels difficult to us. That’s why religious scholars exist in the first place. But that doesn’t mean religious scholars always tell the truth. With a couple of examples, I can show you that whenever you feel a contradiction, it’s worth researching multiple sources and even directly opening the Qur’an and reading it yourself.

Note: You cannot pull a single verse out of the Qur’an with tweezers and interpret it in isolation; you must look at the whole.

1st Example:

When the Gaza events began, an Arab acquaintance told me: “But the Qur’an says the Children of Israel were made superior, so we cannot punish them.”

I have no idea who told him such nonsense or how he came to believe it. But I checked the Qur’an and read it. In the past, Allah (cc) granted them the blessings they asked for through Moses (peace be upon him). The “superiority” mentioned is not something to be worshipped; it refers to status, position, material blessings. And right after that, the Qur’an describes how they betrayed Allah (cc) despite receiving these blessings.

For example, when Allah (cc) told them to sacrifice a cow, they kept stalling and mocking. And in the verses that mention “We favored you,” the Qur’an immediately goes on to describe how disgraceful their behavior was. So they are not “superior” at all. It’s a lesson for you — a story full of countless warnings about a people who were given many chances yet repeatedly betrayed Allah (cc).

In Surah Al-Baqarah, verse 58, Allah (cc) tells them to enter the gate with humility. Would Allah (cc) tell a supposedly “superior” people to bow their heads?

And later, Allah (cc) says the Children of Israel broke their promises, expelled people from their homes, and committed injustice. Allah (cc) kept His promise, but they did not.

Then Allah (cc) says He send punishment from the sky. This is why, under the name of climate agreements, they try to manipulate the climate to stop the punishment that may come from above. In other words, they have read the Qur’an better than you, but with their shallow understanding, they think they can control the climate.

What does it even mean to challenge Allah (cc)?

Allah (cc) sends you verses so that you may take heed, not distort them.

Poor Moses (peace be upon him) — he must have suffered a lot dealing with this people. He seems like the most troubled prophet to me at this moment.

So there is no such thing as superiority. Allah (cc) granted them blessings twice, and both times they broke their promises, so Allah (cc) sent punishment upon them. And afterward, He mentions that they will face a great punishment in the Hereafter.

Now they have been blessed again, and once again they break their promises, oppress people, and — knowing they have broken their promises — they think Allah’s (cc) power is limited and that they can control the climate to escape punishment. The punishment is described in the past tense, but I am not allowed to say what kind of punishment awaits them now. What I do know is that their time is up.

Whether the punishment comes through climate, animals, humans, or directly by a staff — I don’t know. But seeing oppressors suffer even a little would not upset anyone.


2nd Example:

In Turkey, many people tell you that no one except Muslims can enter Paradise. But in Surah Al-Baqarah, it actually says the opposite — it even mentions Christians and Jews. So the religion taught to you in Turkey is not Islam, but it may be a tradition of Judaism. Be careful. Research your religion well.

See Surah Al-Baqarah, verse 111.

Kuran-i Kerimi Hakkı ile Okuyun!

 Birçoğumuz bazı şeyleri kulaktan dolma biliriz, okumak bize zor gelir çünki. Zaten o yüzden din adamları vardır. Ancak her zaman din adamları doğruları söyler diye bişi yok. Şimdi size bir iki örnekle aslında çelişki duyduğunuz yerlerde birçok kaynağı araştırıp hatta direk kuranı açıp okumanızda fayda olduğunu söyleyebilirim.

Not: Kuran-ı Kerimde bir ayeti cımbızla çekip yorumlayamazsınız bütününe bakın.

1. Örnek:

Bu gazze olayları başladığında arap kökenli biri bana şunu dedi: Ama Kuran'da İsrailoğullarını üstün kıldığını söylüyor bir ayette o yüzden onların cezasını biz veremeyiz gibi bir yorum yaptı.

-Bu saçma yorumu kim buna yapmış onu buna nasıl inandırmış bilemem. Ama Kuran'da baktım okudum. Geçmişte Allah'tan istedikleri nimetleri Allah onlara Musa as aracılığı ile vermiş yani üstünlük dediği şey öyle  tapılası bişi manasında değil. Mevki makam mal mülk manasında. Ve arkasından onların Allah'a verdiği nimetler karşılığında bile ihaneti nasıl ettiklerini anlatıyor. 

Mesela Allah onlara bir buzağı kesin dediğinde bile sürekli bir oyalama bir alay var. Ve üstün kıldık dediği ayetlerin sonrasında onların nasıl rezil olduğundan bahsediyor. Yani üstün felan değiller. Size ders olsun diye anlatılan bir durum bu ve Allah'a istedik vermedin biz de yolunda gitmeyiz diyecek doyumsuz bir kavmin bunu demesini de engelleyn içinde binbir türlü dersler olan , kendisine defalarca şans verilmiş bir kavmin ihanet hikayesi anlatılıyor. 

Bakara 58. ayette onlara kapıdan içeri başlarını eğerek geçmelerini söylüyor sizce burda üstün kıldığı bir kavme başını eğ nasıl der? 

Ve devamında, Allah İsrailoğullarının sözlerini tutmayıp insanları evlerinden çıkarıp zulmettiğini söylüyor. Allah sözünü tuttu ama onlar tutmadı.

Ve ne diyor gökten size azab vardır diyor. İşte bu yüzdendir ki iklim anlaşması adı altında iklimle oynayıp gökten gelecek azabı durdurmak isterler :) yani onlar bile sizden daha iyi okumuş Kuranı ama sığ kafa ile anlayabildikleri kadar iklimle oynamaya kalkıyorlar.

Yahu Allah'a kafa tutmak nedir. 

Allah size ayetleri öğüt alasınız diye gönderiyor çarpıtasınız diye değil.

Yalnız Musa as ne çekmiş bu kavimden arkadaş :) Herhalde en dertli peygamber Musa as gibi göründü şuan bana.

Yani üstünlük felan yok. Allah iki defa onlara istedikleri nimetleri vermiş ikisinde de Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları için Allah azab indirmiş ve arkasındanda onlara ahirette büyük azab olduğundan bahsediyor.

Şimdi yine nimetlendirilmişler , Allah'a yine sözlerini tutmayıp insanlara zulmediyorlar ve de üstüne de sözlerini tutmadıklarını bildikleri için Allah'ın gücü sınırlı sanıp iklimi yönetip azaptan kurtulacaklarını sanıyorlar. O azap geçmiş zaman olarak anlatılıyor. Şimdi ne tür bir azab bekliyor :) , sürelerinin dolduğunu biliyorum. 

Azap üzerlerine iklimle mi gelir, hayvanla mı gelir, insanla mı gelir , direk asa ile mi gelir, kim bilir :) Ama zalimlerin  azab çektiğini görmek kimseyi üzmez.

2. Örnek:

Türkiye'de birçok kişi , müslümanlar haricinde kimse cennete giremeyecek diye size islamı anlatırlar. İnanın bakarada tam tersini söylüyor hatta hristiyanlar ve yahudiler diye anlatıyor. Yani size türkiyede öğretilenlerin çoğu İslam değil , Allah'ın kurallarını değiştirerek kendilerine uyarlanan şekli ile yahudilikten getirilme bilgiler . Dikkatli olun! Dininizi iyi araştırın. 

Bakara 111. ayet bakınız :)



10 Aralık 2025 Çarşamba

ZORBALARIN - ZALİMLERİN YETKİLENDİRİLMESİ

 Zorbaların cezası yeterince kesilmezse zaman akışında , unutulacak olaylar nedeni ile o zorbanın bir yerlere gelme yetkilendirme mevzusu nedeni ile at izini it izine karıştırdınız.

Şimdi size at izini ayıracak bugünlük bir tane  mevzu anlatıyorum:

  1. Dini kesim
Cemaat üyesi olarak şeyh veya hocaya bir zorbayı anlattığınızda ona ceza vermeyip sizi ortada bırakacak bir durum işaret edildiğinde:
      Zulme uyarayan için , o kibirlenmesin diye zorbaya ceza yok... bunu farklı cümleler ile kullanabilir. İşte bu şeyh veya hoca it izlidir at kılığına girmiştir.

 Unutmayın dini kesimden biri size şu cümleyi kullanırsa  : "o kibirlenmesin diye yapıyorum "(yaptığı şey onu aşağı çekmek, ya da ona zulüm yapan kişiyi desteklemek..) bilinki o kişi maskesi düşmemiş bir zalimdir. Dikkatli olun!

      2. Dini olmayan kesim
Zorba olan birini mahkemeye veya dernek, grup... anlattığınızda yetkili kişi onu cezalandırmayıp size de "Meditasyona gel affet affet..." gibi saçmalıklarla geliyorsa bilin ki kendisi de zorbadır, sizi saçma öğretilerle oyalarken zorbayı tepenize yetkili diye çıkarır :). Ve bu zorbayı bir yerlere getireceklerken bu zorba maskesini düşürmüştür. Belki yıllar sonra onu biryerde yetkili olarak görebilirsiniz. 

      3. Dini ve Dini olmayan kesimin ortak cümlesi

    O bizden biri şimdi onu cezalandırır veya duyurursak bizi kötü bellerler (kapatılma, para kaynağının kesilişi...) Aslında çoğu zaman neden para akışının kesilişidir.

---------------------------------------------------------------------------------

If bullies are not punished enough, over time the events will be forgotten, and because of authorization issues that allow the bully to rise somewhere, you end up mixing horse tracks with dog tracks.

Now let me give you one example today to separate the tracks:

1. Religious circles
When you tell a sheikh or a teacher in a congregation about a bully, and instead of punishing him they leave you exposed, they may say: “We don’t punish him so he won’t become arrogant.” They can phrase it differently, but the meaning is the same. That sheikh or teacher is a dog track disguised as a horse track.

Remember: if someone from a religious circle tells you “I’m doing this so he won’t become arrogant” (while in reality they are pulling you down or supporting the one who oppressed you), know that this person is a hidden tyrant whose mask has not yet fallen. Be careful!

2. Non‑religious circles
When you report a bully to a court, an association, or a group, and the authority figure does not punish him but instead tells you “Come to meditation, forgive, forgive…” with such nonsense, know that he too is a bully. While distracting you with absurd teachings, he elevates the bully above you as an authority. And when they are preparing to elevate that bully somewhere, his mask has already slipped. Perhaps years later you may see him in a position of authority.

3. Common phrase of both religious and non‑religious circles
“He is one of us. If we punish him or expose him now, people will think badly of us (closure, loss of funding…).” In reality, most of the time the reason is the cutting off of money flow.


Zorbayı cezalandırmak çözümdür! Çözüm değil diyenler zalimdir.

Punishing the bully is the solution! Those who say it is not the solution are tyrants.

6 Aralık 2025 Cumartesi

Opening the Vienna Chapter - Viyana Sayfasına Giriş

"You won’t be destroyed by a single traitor. With an army of traitors, either your union’s purpose changes or the union collapses!"

İngilizce ve Türkçe aynı sayfada olsun bu sefer yakında kürtçesini de yaparız belki. Gerçi türkler sırf bu yüzden benim yazıları elemeye çalışırlar ne de olsa türklerin içinde oldu bu olaylar :)Neyse gelelim olayımıza...

İlk aylar...

Bunu yazılarımdan birinde anlattım mı bilmiyorum ama kısaca değinmem gerektiğini hissettim ve yazıyorum. 

Yeni iki kız gelmiş. Biri cilveli diğeri onun yandaşı gibi diyebilirsiniz. 

Arkadaşın teki yanıma telaşla geldi. 

- Onun internet konuşmalarını gördüm sevgilisi ile müstehcen konuşmaları var. Derneğin ablasına söyleyeyim mi?

Önce bunu bana neden anlattığını ve sorduğunu sordum. Onunla beraber gelmiştik aynı şehirdendik. Yakınındayım diye idi. Durdum ve dedim ki , birçok kişi sevgilisi ile belirli şeyler konuşur bu onu kötü biri yapmaz. Israr etti fazlası var vs...

- Önce emin olmalısın, dedim.

Konuşmaları bana gösterdi bir yerden sonra okumadım. Ama o sırada konuşmaları yapan kişi odanın yanından geçti , elinde kuran 

- Ay ben de abdestimi aldım (duşundan bahsediyor) cüzümü okumaya gidiyorum.

- Gülümsedim :) çok iyi yapmışsın. Bize de okur musun nasiplenelim.

Duraksadı. Sonra okusam gibi geveledi.

Neyse,

-Arkadaşa dedim ki hiç bu konuşmaları bildiğini belli etme. Bırak konuşsun birkaç gün daha takip et.

Sonra ortaya çıktı ki meğer müslüman olmayan müslümanlığı kimlikte olan türklerdenmiş ve kuran okumayı dahi bilmiyormuş ama kendini müslüman okullarda okumuş gibi göstererek derneğe gelmiş.

Ve bir konuşmasında ;

Sevgilisi olan şahıs beni hedef göstererek 

- Kız akıllı çıktı ama sorun bizde o detayı düşünemedik. Önce o kızı elememiz lazım , sen patladın ordan çık başka birini göndereceğim.

...

Arkadaşa dedim ki,

-Şunu sakın unutma bu sadece kuyruk, içerde büyük bir baş var, okul kontrolü yapmadan nasıl gelmiş? Ve artık ben hedefim. Sakın bunu unutma yanımda olmazsan sana hakkımı helal etmem.

;) Ve öyle bir oyun döndü ki ben ortaya çıkarana kadar o arkadaş ta hakkımı helal etmediklerimden oldu.

  • Çevrenizi dikkatli okuyun!
  • Kıvamında paranoya olun herşeyin fazlası zarardır.
  • Her sakallıyı dedeniz , her sakalsızı doktorunuz sanmayın :)

Kız patladı ama derneğin bu sınavı geçememesinden dolayı dernek te patladı. 

Böyle içinize sokacağınız kişileri iyi seçemediğinizden daha çok patlamalar olacaktır. İçerde bir hain varsa onu içeri sokan başka bir hain zaten içerdedir, onu içeriye sokan hain değilse bile ki bu bir araştırma ile ortaya çıkabilir, kişi seçerken yetki verilmemeli veya kişiler iyice denetlenmelidir. 

Tek bir hain ile yıkılmazsınız. Hainler ordusu ile ya birliğinizin amacı değişir ya da birlik yıkılır.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Let’s have English and Turkish on the same page this time—maybe soon we’ll even add Kurdish. In fact, Turks try to filter out my writings just because of this, since these events happened among Turks :) Anyway, let’s get to our story...

 The first months...

I don’t know if I mentioned this in one of my writings, but I felt I should touch on it briefly and write it down.

Two new girls had arrived. You could say one was flirtatious and the other was her sidekick.

A friend came to me in a rush.

— I saw her internet conversations; she has obscene chats with her boyfriend. Should I tell the association’s big sister?

First I asked why she was telling and asking me this. We’d come together; we were from the same city. It was because I was close by. I paused and said, many people talk about certain things with their partners—this doesn’t make them a bad person. She insisted there was more, etc...

— You should be sure first, I said.

She showed me the chats; after a point I didn’t read further. But just then, the person doing the chatting passed by the room, holding a Qur’an.

— Oh, I’ve taken my ablution (she’s referring to her shower), I’m going to read my juz.

— I smiled :) You’ve done well. Would you read to us too so we can benefit?

She hesitated. Then mumbled something like, “I could read...”

Anyway,

—I told my friend: never let on that you know about these chats. Let her talk; follow for a few more days.

Then it turned out she was one of those Turks who aren’t actually Muslim but have “Muslim” on their ID, and she didn’t even know how to read the Qur’an—yet she had come to the association by presenting herself as if she had studied in Muslim schools.

And in one conversation;

Her boyfriend singled me out and said:

— The girl turned out to be smart, but the problem is with us—we didn’t think through that detail. First we need to eliminate that girl; you’re exposed, get out of there, I’ll send someone else

...

I told my friend,

— Never forget this: that’s just the tail; there’s a big head inside. How did she get in without checking her identity? And now I’m a target. Don’t forget this—if you’re not by my side, I won’t forgive you your due.

;) And such a game unfolded that by the time I exposed it, that friend also became one of those I couldn’t forgive.

Read your surroundings carefully! Be paranoid in moderation—too much of anything is harmful. Don’t think every bearded man is your grandfather, nor every clean-shaven one your doctor :)

The girl was exposed, but because the association failed next coming test, the association fell apart too.

If you don’t choose well the people you let that close into your life, there will be far more blowups. If there’s a traitor inside, there’s already another traitor within who let them in, or there is the one who has not talent to choose the well people for their community. You won’t be destroyed by a single traitor. With an army of traitors, either your union’s purpose changes or the union collapses.

29 Ekim 2025 Çarşamba

CHAPTER : HIFIZ ( THE ONE WHO HAS STRONG MEMORY)

Hello, I am Hıfız—

A traveler who walks among shadows, with a mind sharp as a blade. I once followed the trail of Zeytuni, gathering secrets in the shadow of my master. When my child was taken hostage, I came face to face with the darker side of my command.

My master was the keeper of secrets until his final breath. When the Queen fell victim to a treacherous ambush, he set out, wondering what had become of the heir he was meant to raise. Upon finding Zeytuni, he watched over him like a shadow, whispering truths hidden in the dark. He told him, “You are ?????,” and added, “but this secret must be buried in the deepest well of your heart, guarded within the fortress of your mind.”
The resolve in my master’s eyes etched itself into Zeytuni’s soul. He revealed to him who he truly was, the power he carried, and how that truth was hunted by enemies. “Hide,” he said, “let no one know until the time is right.”
And so, Zeytuni locked the secret deep within the labyrinth of his mind—so deeply that neither traitorous eyes nor relentless pursuers could trace it. But the moment my master passed on the secret, he was struck down by the assassins’ blades—for those traitors had followed his every step.

I am Hıfız, a traveler in this tale. The counsel that guards Zeytuni’s secret now lights my path as well. I bend minds, twist time; you won’t notice—I vanish into the night.

17 Eylül 2025 Çarşamba

BÖLÜM : HIFIZ

Selam, Hıfız ben! Gölgelerde gezinen, zihni bıçak gibi keskin bir yolcu. Zeytuni’nin izini sürmüş, üstadımın gölgesinde sırlar biriktirmişim. Çocuğum rehin alındığında, emrimin karanlık yüzüyle yüzleştim.

Üstadım, son nefesine dek sırların bekçisiydi. Kraliçe hain pusuya kurban gidince, yetiştireceği mirasçısına ne olmuştu diyerek yollara düştü. Zeytuni’yi bulduğunda, onu bir gölge gibi izlemiş, karanlıkta saklanan gerçekleri fısıldamıştı. Ona, “Sen ?????” demiş, “ama bu sırrı kalbinin en derin kuyusuna gömmeli, zihninin kalesinde saklamalısın.” Üstadımın gözlerindeki kararlılık, Zeytuni’nin ruhuna işlemiş; ona kim olduğunu, gücünü ve bu gerçeğin düşmanlarca avlandığını anlatmış. “Saklan,” demiş, “zamanı gelene dek kimse bilmesin.” Zeytuni, üstadımın telkiniyle sırrını zihninin labirentlerine kilitlemiş, öyle ki ne hain gözler ne de takipçiler izini sürebilmiş. Ama üstadım, bu sırrı teslim eder etmez, suikastçilerin hançeriyle yere serilmiş; çünkü o hainler, üstadımın her adımını izlemiş.

Ben Hıfız, bu hikâyenin yolcusu. Zeytuni’nin sırrını koruyan o telkin, benim de yolumu aydınlatır. Aklı çeler, zamanı bükerim; fark etmezsin, geceye karışırım. İyi geceler!

26 Temmuz 2025 Cumartesi

UYDURULMUŞ SUÇLU KORUMA BAHANELERİ !

 Evet yanlış duymadınız götten uydurulan suçlu koruma bahanelerine kısaca değinelim.

1- Bu senin başına geldi çünkü babacın anacın bilmem ne sülalenin bilmem ne yaptı! 

Bu lafı duyarsanız direk o kişiden kaçın çünkü bu kişiler suçluların cezasına odaklanmaktan çok 'hakettin' hissiyatını sizde oluşturup sizi suçlu çıkarmaya çalışırlar. Tamamen yalandır! Kimse kimsenin günahını çekmez! Allah size, ananız babanız dedeniz nineniz bilmem ne sülalesinin bilmem neyi...vs başkasına kötülük yaptı diye günah yüklemez.

Başınıza gelenler, ya siz bişi yapmışsınızdır, ya bir testtir, ya başkasının testidir, ya sizi korumak içindir ya da hiçbir sebebi yoktur olmuştur... Yani lütfen şu saçma götten uydurulan bahaneleri kanmayı bırakın ve asıl suçluları cezalandırın!

Ailenizden size gecebilecek olan seyler mirastır:

- Cin kavim mirası olabilir. Aileden biri suçlu diye siz cezalandırılmazsınız günah taşımazsınız , Aileden biri iyi biri diye de iyi günler yaşayıp , sevap almazsınız. Herkes kendi günahını taşır.  Cin kavim mirasına örneği hikayemde göreceksiniz. Kavimler arası bir savaşın arasında kalabilirsiniz.

- Mal mülk veya borç mirası olabilir

- Fiziksel genler olabilir. Karakteriniz eğitimle şekillenir. Aileniz (illa anne baba değil herhangi biri) sizi kötü karakterli yetiştirdiğinde onun gibi olursanız, o zaman onun bedelini kendiniz ödersiniz. Tabi ki sizi yetiştenin de suç payı olacaktır. Kötü biri oluşunuzun suçunu da ailenize atmayı bırakın!

Bunun haricinde ailenizden size geçen şeyler olmaz.

2- Affedin yolunuz açılsın! 

Boktan bir yalandır. Kimseyi affetmeyin . Kötülerin kötülük yapacak gücü kalmadığında sizi enayi yerine koyup işten sıyrılma yönetimidir manüpülasyondur. Affetmeyin! Hakkınızı helal etmeyin(Allah size bu hakkı vermiş, reddedip te aptallık etmeyin) . Ama o olayda takılıp kalmayın hayatınızdan pislikleri çıkarın, dünyada milyarlarca insan var yalnız kalmazsınız. İyileri bulun.

3- Sen o kötü şeyleri yaşadın ama çok ta bişi olmadı ki neler neler var ..

Direk uzaklaşın acıları karşılaştırıp sizin acınızı hafife alıyorlar.

-------------Yani kısacası-------------------

Arkadaşlar suçlu suçludur , mazlumun başına neden bu geldi diye düşüneceğinize gidin suçluların cezasını kesin! Mazlumun başına neden gelmişi direk Allah biliyor karışmayın onun işine! Siz Allah'mısınız da mazlumu sorguluyorsunuz?

He bir de şu cenneti ve cehennemi bu dünya ile sınırlı gören sığ kafalılıktan çıkın. Şuanda görmediğiniz daha kimbilir kaç gezegen var evren sadece bu dünyadan ibaret değil. 

Noktayı şöyle koyalım:

Cennet te var Cehennem de. Bu dünyada yaşadığınız güzellikler cennetiniz değil , yaşadığınız kötü olaylar da cehenneminiz değil. Bu tanrıcılık ve zebanicilik oynayan örgütlerden gruplardan derhal ayrılın.

CHAPTER: THE MYRIAD MASKS

 I am a whisper in the shadows, a trace on every face, a secret in every breath. My name is Binbir Surat, bearer of countless masks. Four masters bound me, each with chains forged in pacts. Dragged down paths I never chose, I was freed each time by the Queen’s seal. Agreements shattered, chains broke, but freedom always demanded a price.

One moment is missing, one question echoes: Where was the Queen? I pleaded, searched for her in the ether, but my voice faded into the dark. My final master was a beast, his shadow cast over a cold dungeon where the chill of stone seeped into my bones. Yet, in that darkness, a spark of hope flickered. A memory stirred—yes, I was free.

Later, I learned the Queen had fallen to a traitor’s trap. My heart clenched, but my freedom came through Zeytuni. With her, my chains were broken forever. That day, I understood why God chose her. Zeytuni paid heavy prices, perhaps for us all. We are her family, bound in the shadows.

My existence still feels strange to her. She senses where I am now, waiting for my return. My journey was long, but today I pause. Our story takes a breath here, but soon it will plunge deeper, darker.

21 Temmuz 2025 Pazartesi

BÖLÜM: BİNBİR SURAT

Gölgeler arasında bir fısıltıyım, her yüzde bir iz, her nefeste bir sır. Adım Binbir Surat, sayısız maskenin taşıyıcısı. Dört emirim oldu, her biriyle zincirler gibi anlaşmalar yaptım. İstemediğim yollara sürüklendiğimde, her defasında Kraliçe’nin mührü beni kurtardı. Anlaşmalar bozuldu, zincirler kırıldı, ama özgürlük bir bedel talep etti.

Bir zaman eksik, bir soru yankılanıyor: Kraliçe neredeydi? Ona ulaşmak için yalvardım, eterlerde izini aradım, ama sesim karanlıkta kayboldu. Son emirim, bir canavarın gölgesinde geçti. Karanlık bir mahzende, taşların soğuğu kemiklerime işlerken, umudum bir kıvılcıma dönüştü. Sanki bir an hatırladım—evet, kurtuldum.

Sonra öğrendim ki Kraliçe, hain bir tuzağın kurbanı olmuştu. Kalbim sıkıştı, ama özgürlüğüm Zeytuni’yle geldi. Onun sayesinde zincirlerim sonsuza dek kırıldı. O gün, Allah’ın onu neden seçtiğini anladım. Zeytuni ağır bedeller ödedi, belki de bizim için. Biz onun ailesiyiz, gölgelerde bağlıyız.

Varoluşum ona hâlâ garip geliyor. Şu an nerede olduğumu hissediyor; dönmemi bekliyordu. Seferim uzun sürdü, ama bugün kısa bir mola verdim. Hikâyemiz burada bir nefes alıyor, ama yakında devam edeceğiz, daha derin, daha karanlık.

12 Temmuz 2025 Cumartesi

CHAPTER: THE PREDATOR

I whisper from the shadows. I am Avcı, Zeytuni’s unseen guardian. She was destined to be a healer in the hidden realms, but the old healer, struck down in a treacherous ambush, altered her path. In his dying breath, he murmured a testament through the ether: Zeytuni would rise as a predator. We, her shadowed family, took her under our wing, raising her in the darkness.

One moonlit night, I spoke to her: “Our queen was to guide you, Zeytuni, but she left this realm too soon. Now, we are your mentors.” A spark of resolve flickered in her eyes. The queen’s secret, veiled until the stars align, waits to be revealed. My own mystery lies cloaked in her shadow.

We trained Zeytuni in the hidden folds of the realms, teaching her silence, patience, and the language of the dark. She is our hope, a predator of treacherous trails. This tale is but a whisper in the cosmic wind, just beginning to stir.

If you dare, step into the shadows.

BÖLÜM: AVCI

Gölgelerden selamlar :) Ben Avcı. Zeytuni aslında gizli diyarlarda şifacı olarak pişecekti, ama onu mistik ayinlerde yönlendirecek olan eski şifacı hain bir pusuda öldürüldü. Ölmekte olan şifacının eterlerde fısıldadığı vasiyet üzerine—ruhların beklediği yerden—onun avcı olarak yükselmesine karar verdik. Zeytuni'yi kaderin gizli kıvrımlarında biz yetiştirdik; biz onun gölgeli ailesiyiz, görünmez koruyucularıyız.

Ve bir ay ışığı gecesinde ona seslendim: “Seni kraliçemiz büyütecekti, ama o erken göçtü. Şimdi biz senin rehberiniz.” Zeytuni’nin gözlerinde kararlılık parladı. Kraliçe’nin sırrı, yıldızlar hizalandığında açığa çıkacak. Benim gizemim ise onun gölgesinde saklı.

Zeytuni’yi gizli diyarlarda eğittik; sessizliği, sabrı, karanlığın dilini öğrettik. O, diyarların umudu, hain izlerin avcısı. Bu hikâye, kozmik bir fısıltı, yeni uyanıyor.

Cesaretin varsa, gölgelerin ardına gel.

11 Temmuz 2025 Cuma

Section 1: Introduction!

Notes to Myself - Section 1: Introduction! (Narrated by Queen Salina)

Ah, dear readers, here we are, beginning Zeytuni's story. I am Queen Salina, gathering the memories seeping from her diary, the scattered notes on that messy desk, and presenting them to you. Do you remember that moment when I watched her sleeping? Knees tucked in, head bowed, wrapped in her blanket... Now it's time to wake her from her dream and drag her into the corridors of the past. In one of the seven layers of the universe, perhaps the most complex one, Zeytuni's journey begins. But don't rush; I, Salina, will illuminate every detail for you.

The classroom air was always quiet for her because she preferred to sit in class during breaks, sometimes closing her eyes to communicate with me, but when she opened them, she always forgot—like a heaviness from a dream settling over her.

Her high school desk mate, the girl with sharp eyes and an even sharper tongue, sat beside Zeytuni; her presence was like an inescapable storm cloud. Zeytuni knew her well because I had whispered it to her: her friend's soul was a tangle of jealousy, growing silently and exploding in desperate pleas.

She coveted the school valedictorian title, the success Zeytuni had earned through sleepless nights and endless efforts. Tears streamed down her cheeks as she begged, telling hardship stories that wrenched Zeytuni's heart. Then Zeytuni had a dream—so vivid, so unsettling that she stared at the ceiling until dawn. She made her decision: She would give her the title, but with one condition.

She would hand over the gift promised by their teacher for the valedictorian—a keepsake whose value she didn't yet know—to Zeytuni. Her eyes gleamed with ambition, unaware of the gift's worth, and she agreed without hesitation. Why did Zeytuni impose this condition? Because she was a liar; her words were woven like a web to distort the truth. Such a treasure shouldn't be in the hands of someone who sacrifices honesty for fame.

This decision was a spark that set Zeytuni's life ablaze, propelling her beyond borders into a brand-new world.

She, however, paid a heavier price than she imagined. Clinging to that empty victory, she squandered her university dreams in her first year, only managing to enter a college in her own city four years later. The sob story about her father that she begged Zeytuni with? A massive lie, exposed by her own recklessness. Her father, tired of her compulsive lying, had forbidden her from leaving their city. From the outside, the title was hers, but the opportunities slipped through Zeytuni's fingers.

Every summer, Zeytuni called her with a hope that she would change. But her voice grew increasingly bitter, her words filled with poison. “I was the valedictorian, but you went to university! It’s all your fault!” she screamed one day, her accusation absurd but heavy. Zeytuni's fault? Were her sacrifices, her lies, her scramble for a title to blame? Was she blameless while clawing at her seat, only for Zeytuni to build a new one and be deemed guilty? Anyway, the answer to that question hung in the air.

This first turning point in Zeytuni's life, shadowed by a toxic soul, extended—if not in her dreams, then in reality—to the gates of Vienna.

A New World and an Odd Encounter

University was a whirlwind of new faces and unfamiliar rhythms. By the end of the first semester, Zeytuni's academic success had spread word-of-mouth among the Turkish students. They called it a victory; Zeytuni saw it as just another step. But something else caught her attention—something far stranger. The girls here were burning with marriage dreams; especially when they spotted a Turkish guy with an Austrian passport, they’d swarm around him like moths. The guys, in turn, used this like a weapon, reveling in their status. Zeytuni tried to stay out of this game, but her inner observer—that cursed curiosity—wouldn’t obey. :D

Her meeting with Sinan unfolded in the shadows of three distinct moments. In the first, the sycophant Seyhan introduced Zeytuni to him. Sinan extended his hand, but Zeytuni didn’t shake it. “Why?” he asked, his brows rising in surprise. “You’ll understand later,” Zeytuni said, her voice carrying an odd certainty. She knew this guy from somewhere, but where? She shouldn’t touch him—that was certain. Her only guide was her instincts. Perhaps this moment was a flicker of memory from the partial amnesia she’d suffered, a nudge to recognize Sinan again. She wasn’t sure, but her feelings never lied.

The second and definitive moment involved Hatice. Yes, let’s meet Hatice a bit…

Hatice was the type who won friends by either opening her wallet for coffee or flaunting her grandfather’s supposed spellbook to the girls. She always portrayed herself as rich, but beneath that fake mask, she was unhappy. Because her friends came for her “gifts.” She feared loneliness, covering it up with even more effort. She was also racist; she hated Black people, Kurds. To Zeytuni, she’d say, “You’re Kurdish, but you’re my friend,” as if granting a favor. As if she were purebred Turkish with the right to judge! Get a DNA test in Turkey, and you won’t find a single “pure” Turk. It didn’t matter to her; rather, she didn’t argue with Hatice. As an elder once said, “Don’t argue with the ignorant—I’ve never won.”

Hatice presented herself as Zeytuni's closest friend. At first, she’d sidled up because Sümeyra said, “She’s good in class, use her, be smart!” She was arrogant enough to say this to Zeytuni's face. :D Then another motive emerged: getting close to a guy in the association she had a crush on. Like two-faced Gülbin, she’d say, “I want to help him,” donning a mask of kindness to win his favor.

Hatice, always crushing on someone platonically, fell for someone Zeytuni met in Istanbul after graduation. While Zeytuni tried to play matchmaker, Hatice revealed her paranoia alongside her hopeless romanticism. Just because she’d met her crush by chance, despite knowing her innocence, she spat venom over the phone: “Good thing they played tricks and cast spells on you—serves you right!” What didn’t she understand? What was done? Before hanging up, she said her final words: “Don’t ever call me again, Hatice!” She doubted Hatice would have the nerve anyway. In a moment of weakness, she’d let slip the gossip from her jealous housemates, Melek and Ayşe.

Having endured enough from Hatice, who could barely pronounce the “S” in “software engineer,” Zeytuni doesn’t know if she graduated. Probably not—maybe she got married or something. If she got a job, it’d be through the community. :D Communities show their power by hiring the incompetent! Anyway.

Hatice was set to meet someone through an arranged match. They’d entered the computer lab for a class. The guy would arrive, and Hatice would head to a café to meet him. Hatice left, and as Zeytuni worked on her assignment, Sinan entered with curly-haired Ayşegül. Ayşegül hugged the guy at the opposite table from behind, saying, “Babe, is the assignment done?” Ayşegül had her boyfriends do her homework and wasn’t shy about showing it. Sinan stood behind her, watching the scene. You can feel someone standing behind you, right?

Ayşegül’s boyfriend suddenly asked, “What were you doing with him?” Ayşegül was surprised; she’d just learned they knew each other. Then to Ayşegül, “Is he more handsome, or am I?” and added: “Pick one.” Ayşegül paused, looking at Sinan, and hugged her boyfriend: “You, of course.” Her boyfriend said, “Then prove it. Come home with me,” didn’t he. If she wanted him to finish the assignment, she’d go to his apartment.

Ayşegül said, “Don’t let him hear.” Her boyfriend replied, “He doesn’t understand anyway.” At that moment, she thought they meant Sinan, assuming he was Austrian; turns out they were talking about her. What wouldn’t she understand? Anyway.

There, Sinan and that guy had gotten into a fight over a woman they couldn’t share, arguing “Who will she go with?” Ayşegül chose not Sinan, but the grad student, Sinan’s brother’s friend. Sinan sat at the table next to her. His head bowed, looking sad. He’d been compared and discarded. She felt bad; damn her empathy! :D Then Hatice returned.

Sinan was sitting in the middle. She turned to Hatice: “Hatice, do you know what just happened?” and told the story. Of course, assuming Sinan didn’t know Turkish. Then, “The kid’s really upset, look at him,” she said. Hatice said, “Ask him out, he’ll feel better.” She replied to her:

“I’ve never had a boyfriend, and now I’m supposed to ask out a foreigner? (Back then it was called dating.) Even if he says yes, what happens? I can’t even hold his hand! They expect all sorts of things before marriage—I can’t do that. What, meet him five times and then sleep with him? Don’t mess with me, Hatice, please!” she said and added: “But from now on, his nickname is Yakışıklı.”

He’d been humiliated by being compared and told he wasn’t handsome. She wanted to do something like this in her own way. :D At that moment, Sinan, head still down, started laughing, didn’t he? She thought he was crying.

Anyway, that day ended like that… To be continued in the next section.

 

Bölüm 1: Tanışma! (Kraliçe Salina Anlatıyor)

Ah, sevgili okuyucular, işte burada, Zeytuni'nin hikayesine başlıyoruz. Ben Kraliçe Salina, onun günlüğünden sızan anıları, o karışık masanın üzerindeki dağınık notları toplayıp size sunacağım. Hatırlayın mı, onu uyurken izlediğim o anı? Dizleri içine çekik, başı bükük, yorgana sarılı... Şimdi onu rüyasından uyandırıp, geçmişin koridorlarına sürükleme zamanı. Evrenin yedi katmanından birinde, belki de en karmaşık olanında, Zeytuni'nin yolculuğu başlıyor. Ama acele etmeyin, ben Salina, her detayı sizin için aydınlatacağım. 

Sınıfın havası ona göre hep sessizdi çünkü teneffüslerde sınıfta oturmayı tercih ederdi, zaman zaman gözlerini kapatır benimle iletişime geçerdi ama gözlerini açınca unuturdu hep rüya görmüş gibi ağırlıklar oluşurdu üzerinde. 

Lisedeki sıra arkadaşı, keskin bakışları ve daha keskin bir dili olan o kız, Zeytuni'nin yanında oturuyordu; varlığı, kaçılamayan bir fırtına bulutu gibiydi. Zeytuni onu çok iyi tanıyordu çünkü ona ben fısıldamıştım, arkadaşının ruhu, sessizce büyüyen ve çaresiz yalvarışlarla patlayan bir kıskançlık yumağıydı.

 Okul birinciliğini, Zeytuni'nin uykusuz geceleri ve bitmek bilmeyen çabalarıyla kazandığı başarıyı istiyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülürken yalvardı, Zeytuni'nin yüreğini burkan zorluk hikâyeleri anlattı. Sonra bir rüya gördü Zeytuni; o kadar canlı, o kadar huzursuz ediciydi ki sabaha kadar tavana bakakaldı. Kararını verdi: Birinciliği ona verecekti, ama bir şartla.

Hocamızın birincilik için vaat ettiği hediyeyi—henüz değerini bilmediği bir hatırayı—Zeytuni'ye verecekti. Gözleri hırsla parladı, hediyenin kıymetinden habersiz, tereddüt etmeden kabul etti. Neden bu şartı koştu Zeytuni? Çünkü o bir yalancıydı; sözleri, gerçekleri çarpıtan bir ağ gibi örülmüştü. Böyle bir hazine, şan için doğruyu feda eden birinin elinde olmamalıydı.

Bu karar, Zeytuni'nin hayatını alevler içinde bırakan bir kıvılcım oldu; onu sınırların ötesine, yepyeni bir dünyaya taşıdı.

O ise, hayal ettiğinden daha ağır bir bedel ödedi. O boş zafere tutunarak üniversite hayallerini ilk yılında feda etti; ancak dört yıl sonra, kendi şehrinde bir üniversiteye girebildi. Zeytuni'ye yalvar yakar anlattığı baba hikâyesi? Koca bir yalan, kendi pervasızlığıyla açığa çıkmıştı. Babası, onun yalancılık hastalığından bıkmış, şehirlerinden uzaklaşmasına izin vermemişti. Dışarıdan bakıldığında birincilik onundu, ama fırsatlar Zeytuni'nin avuçlarından kayıp gidendi.

Her yaz, düzeleceğine dair bir umutla onu aradı Zeytuni. Ama sesi giderek acılaştı, sözleri zehirle doldu. “Birinci bendim, ama üniversiteye sen gittin! Hepsi senin suçun!” diye haykırdı bir gün, suçlaması saçma ama ağırdı. Zeytuni'nin suçu mu? Onun fedakârlıkları, yalanları, bir unvan için çırpınması mı suçluydu? O, kıskançlıkla koltuğunu çalmaya çalışırken suçsuz muydu, ama Zeytuni kendine yeni bir koltuk yaptı diye mi suçluydu? Neyse, bu sorunun cevabı havada asılı kaldı.

Zeytuni'nin hayatının bu ilk dönüm noktası, hasta ruhlu birinin gölgesinde, hayallerinde olmasa da Viyana’nın kapılarına kadar uzandı.

Yeni Bir Dünya ve Tuhaf Bir Karşılaşma

Üniversite, yeni yüzlerin ve alışılmadık ritimlerin girdabıydı. İlk dönemin sonunda Zeytuni'nin akademik başarısı, Türk öğrenciler arasında kulaktan kulağa yayılmıştı. Onlar buna zafer diyordu; Zeytuni ise sadece bir adım daha atmıştı. Ama dikkatini çeken başka, çok daha tuhaf bir şey vardı. Buradaki kızlar, evlilik hayaliyle yanıp tutuşuyordu; özellikle Avusturya pasaportlu bir Türk erkek gördükleri mi, pervane gibi etrafında dönüyorlardı. Erkekler ise bu durumu bir silah gibi kullanıyor, statülerinin tadını çıkarıyordu. Zeytuni bu oyunun dışında kalmaya çalışsa da, içindeki gözlemci ruh—o lanet olası merak—ona söz dinletmiyordu. :D

Sinan’la tanışmaları, üç ayrı anın gölgesinde şekillendi. İlkinde, yalaka Seyhan Zeytuni'yi onunla tanıştırdı. Sinan elini uzattı, ama Zeytuni sıkmadı. “Niye?” diye sordu, kaşları şaşkınlıkla kalkarken. “Sonra anlarsın,” dedi Zeytuni, sesinde garip bir kesinlik. Bu çocuğu bir yerden tanıyordu, ama nereden? Dokunmamalıydı, bu kesin. Tek dayanağı içgüdüleriydi. Belki de bu an, kısmı hafıza kaybından sonra zihninde beliren bir hatırlatma çabasıydı; Sinan’ı yeniden tanımak için bir işaret. Emin değildi, ama hisleri yalan söylemezdi.

İkinci ve kesin olan an ise Hatice’yle ilgiliydi. Evet, biraz da Hatice’yi tanıyalım…

Hatice, arkadaş kazanmak için ya cüzdanını kahve ısmarlamaya açan ya da dedesinden kalma sözde büyü kitabını kızlara sunan biriydi. Kendini hep zengin gösterirdi, ama bu sahte maskenin altında mutsuzdu. Çünkü arkadaşları, onun sunduğu bu “hediyelerle” gelirdi. Yalnızlıktan korkar, bu korkuyu örtbas etmek için daha çok çaba harcardı. Aynı zamanda ırkçıydı; zencilerden, Kürtlerden nefret ederdi. Zeytuni'ye, “Sen Kürt kökenlisin ama arkadaşımsın,” derdi, sanki lütfediyormuş gibi. Sanki kendisi safkan Türk’tü de ırkçılık yapma hakkı vardı! Türkiye’de DNA testi yapsan, bir tane “saf” Türk bulamazsın. Umurunda değildi, daha doğrusu onunla tartışmazdı. Bir büyüğü ne demiş? “Cahille tartışma, ben hiç kazanamadım.”

Hatice, kendini Zeytuni'nin en yakın arkadaşı olarak tanıtırdı. İlk başlarda, Sümeyra’nın “O derslerde başarılı, onu kullan kızım, aklını kullan!” demesiyle yanına yanaşmıştı. Bunu Zeytuni'ye söyleyecek kadar da kibirlidir. :D Sonra bir başka amacı daha ortaya çıktı: Dernekte platonik âşık olduğu bir çocuğa yakın olmak. İki yüzlü Gülbin gibi, “Ona yardım etmek istiyorum,” diyerek iyilik maskesi takar, platonik aşkının gözüne girmeye çalışırdı.

Sürekli birilerine platonik âşık olan Hatice, Zeytuni mezun olup İstanbul’a gittiğinde, orada tanıştığı birine de âşık olmuştu. Zeytuni onların aralarını yapayım diye uğraşırken, Hatice platonik aşk sendromunun yanı sıra paranoyak olduğunu da gösterdi. Sırf onun platonik aşkıyla tesadüfen tanıştığı diye, masumiyetini bildiği halde, telefonda şu iğrenç sözü söyledi: “İyi ki sana oyunlar oynayıp büyüler yapmışlar, oh olsun!” Ne anlamadı? Ne yapılmış? Telefonu kapatmadan önce son sözünü söyledi: “Bir daha sakın beni arama, Hatice!” Zaten aramaya yüzü olacağını sanmam. Aslında, kıskançlık abideleri ev arkadaşları Melek ve Ayşe’nin lafını, bir gaflet anında ağzından kaçırmıştı.

Yeterince sabrettiği, “Software engineer” cümlesinin “S”sini bile zor telaffuz eden Hatice, okuldan mezun oldu mu, bilmiyorum. Sanırım olmadı, evlendi, öyle bir şeyler… İşe girse bile cemaatten girer. :D Cemaatler, güçlerini, iş bilmeyenleri işe alarak gösterir! Neyse.

Hatice’yi görücü usulü biriyle tanıştıracaklardı. Bilgisayar laboratuvarına bir ders için girmişlerdi. Çocuk oraya gelecek, Hatice kafeye gidecek, görüşeceklerdi. Hatice gitti, Zeytuni ödevini yaparken içeri Sinan ve yanında kıvırcık saçlı Ayşegül girdi. Ayşegül, karşı masadaki çocuğun arkasından sarılarak, “Aşkım, ödev bitti mi?” dedi. Ayşegül, ödevlerini sevgililerine yaptırır, bunu göstermekten de hiç utanmazdı. Sinan, onların karşısında, tam arkasında ayakta duruyordu; durumu izliyordu. Birinin arkana geçtiğini hissedersin, değil mi?

Ayşegül’ün sevgilisi birden, “Onunla ne yapıyordun?” diye sordu. Ayşegül şaşırdı; onların birbirini tanıdığını o an öğrenmişti sanırım. Sonra Ayşegül’e, “O mu yakışıklı, ben mi?” dedi ve ekledi: “Birimizi seç.” Ayşegül durdu, Sinan’a bakarak sevgilisine sarıldı: “Tabii ki sen.” Sevgilisi, “O zaman ispatla. Benle eve geleceksin,” demez mi. Ödevi bitirmesini istiyorsa, onunla sevgilisinin evine gidecekti.

Ayşegül, “Duymasın,” dedi. Sevgilisi, “O bi’ şey anlamıyor ki,” dedi. O sırada Sinan’ı Avusturyalı sanıyordu; meğer ondan bahsediyorlarmış. Ne anlayamayacaktı ki? Neyse.

Orada Sinan ve o çocuk, bir kadını paylaşamayıp “Kime gidecek?” kavgasına girmişti. Ayşegül, Sinan’ı değil, yüksek lisans öğrencisi, Sinan’ın abisinin arkadaşını seçmişti. Sinan, yanındaki masaya oturdu. Başı önüne eğik, üzgün görünüyordu. Birisiyle karşılaştırılmış ve terk edilmişti. Üzüldü; lanet olsun içindeki merhamete! :D Sonra Hatice geri geldi.

Sinan ortada oturuyordu. Hatice’ye döndü: “Hatice, az önce ne oldu, biliyor musun?” ve olanları anlattı. Tabii, Sinan’ın Türkçe bilmediğini sanıyor. Sonra, “Çocuk çok üzüldü, baksana,” dedi. Hatice, “Sen ona çıkma teklif et, düzelir,” dedi. O da ona:

“Hiç sevgilim olmadı, bir de yabancı birine mi çıkma teklif edeceğim? (O zamanlar çıkmak denirdi.) Hem kabul etse ne olacak, elini bile tutamam ki! Onlar evlenmeden önce bir sürü şey ister, yapamam. Ne yapayım, adamla beş kere buluşayım, sonra sevişeyim mi? Yav, dalga geçme benle Hatice, lütfen!” dedi ve ekledi: “Ama onun lakabını bundan sonra Yakışıklı koyuyorum.”

Birisiyle karşılaştırılmış, yakışıklı olmadığı söylenerek rencide edilmişti. Kendince böyle bir şey yapmak istemişti. :D O sırada Sinan, kafası eğik, gülmeye başlamasın mı? Ağlıyor sanıyordu.

Neyse, o gün öyle bitti… Devamı bir sonraki bölümde.

1 Temmuz 2025 Salı

QUEEN SALINA!

 

Notes to Myself - Interlude: A Dream’s Whisper

She sleeps so peacefully. She always does—knees tucked in, head curled toward them, thumb nestled inside her closed fist, wrapped tightly in her blanket like a cocoon. 

But the time has come to wake her. And what better way to start than with a little dream?

What year is it—2020? For her, it’s been fifteen years; for me, just fifteen minutes.

The universe you live in isn’t the only one. You’ve come to accept this, haven’t you? No objections, I trust, now that you sense it through energy, air, water, stone, auras, planetary cycles, retrogrades, and all those things you feel but can’t quite name. The universe has seven layers, each a distinct cosmic realm. We’ll get to that later.

It hasn’t been long since that car accident, has it? She’ll need to get a new car soon. No way she’s putting off driving just because of a crash. She’s on her own, with no public transport and no one else to rely on. 

Didn’t she stand alone under the rain that day, stranded after the wreck? A car’s not optional—it’s a must.

Where’s her diary? That desk is a mess, just like her journal. You can’t make sense of that thing as it is. But I’ll make it clear. In this series, you’ll hear Zeytuni’s story through me. Hold on, though—let me watch her a bit longer before we dive in.

Oh, by the way, let’s get acquainted. I’m Queen Salina!

Footnote: To all enemies, take note: this is a book-blog character. Don’t get too excited—there’s no delusional dreamer standing before you. :)

20 Eylül 2023 Çarşamba

KRALİÇE SALİNA

 Ne güzel uyuyor. Hep öyle uyur zaten, dizlerini içine çekik başı dizilerine bükük , baş parmağı avuç içinde   kapalı yorgana iyice sarılı...

 Artık onu uyandırmanın zamanı geldiğine göre, bir küçük rüya ile başlayabiliriz.

 Sahi yıl kaç 2020? Ona 15 yılsa bana 15dk.

 Dünyada yaşadığınız evren tek değil. Artık bunu enerji, hava, su , taş, aura, gezegen döngüleri, retro... gibi hissettiğiniz şeylerle anlatmaya çalışıp kabul ettiğinize göre itiraz etmezsiniz değil mi? Evren 7 kattır. Ve her kat farklı bir evrensel dünyayı ifade eder. Neyse buna sonra geliriz. 

 Sanırım şu trafik kazasının üzerinden çok geçmedi daha. Zaten çok geçmeden yeni arabasını   almalı. Kaza oldu diye araba kullanmayı erteleyecek hali yok. Tek başına ve toplu taşıma da yok,  kimsesi yok.

 Kaza geçirdiği gün yağmurun altında tek başına kalmadı mı ? Yani Araba şart.

 Günlüğü nerdeydi. Masa da amma karışık he. Aynı günlüğü gibi. O günlükten öyle bir şey anlaşılmaz zaten. Onu anlaşılır hale ben getireceğim. Yani bu yazı dizisinde zeytuniyi benden dinliyeceksiniz. Ama dur biraz daha onu izleyeyim sonra başlarız.

  Bu arada tanışalım. Ben Kraliçe Salina! 

Dipnot: Düşmanlara duyrulur. Bu bir kitap-blog karakteri olacaktır.  Çok heveslenmeyin karşınızda hayal gören bir deli yok:)


2 Haziran 2023 Cuma

HİKAYE ÇALAR KİŞİLİKSİZLER

Hikaye Çalan Şahsiyetsizler

Hayat, bazen bir tiyatro sahnesi gibi. Ama bu sahnede, bazıları başrolü çalmak için yalanlar uydurur, hikayeleri gasp eder ve maskelerle dolaşır. Kendime Notlar dizisinde bu şahsiyetsizlerden bazılarını anlatmıştım, ama bugün, Zeytuni olarak, onların iğrenç oyunlarını bir kez daha deşifre edeceğim. Bu özet, o lağım çukurunda debelenen karakterlerin bir portresi. Hazırsanız, sahne açılıyor!

Dilek: Yılın Kibirli Narsisti

Dilek, yalanlarının gölgesinde yaşayan bir narsist. İlk kocasını boşamadan önce attığı yalanlar yetmezmiş gibi, ikinci kocasını tavlamak için benim hikayemi çaldı. Kendini Viyana’da doğmuş, kültürlü, muhafazakâr bir hayırsever gibi tanıttı. Güya göçmen öğrencilere yardım eden bir melekmiş! Ama asıl bomba şu: Sinan’la sevgiliymiş, ben de onun sevgilisini çalmak için bir şarlatan tutup odaya kapatmışım, büyü yaptırmaya kalkmışım. Şarlatan bana saldırmış, bu yüzden travması varmış. Timsah gözyaşlarıyla bu yalanı süsledi.

Gerçek mi? Tam tersi! Kendime Notlar’ı okuyanlar bilir: Dilek, benim yaşadığım zulmü çalıp kendini mağdur gösterdi. Kibir abidesi bu kadın, yılın en beceriksiz narsisti ödülünü hak ediyor!

Ayşe: Fırsatçı Beceriksiz

Ayşe, ev arkadaşım Melek’le el ovuşturarak benim zor durumumdan faydalandı. Güya kahramanmış! Ona “Git, A.’yı bul!” dedim, ama bu beceriksiz, bırak A.’yı bulmayı, hiçbir şeyi yapamadı. A. kim mi? İtiraf ve Oda yazılarımda anlatmıştım. Ayşe, A.’yı bulamasa da, kendini “A.’yı kurtaran kız” gibi pazarladı. Beceriksizliğiyle beni zor duruma düşüren bu fırsatçı, yılın egotavan ödülünü kapıyor!

Melek (Ev Arkadaşım): Aptal Manipülatör

Ev arkadaşım Melek, manipülasyonun aptal ama tehlikeli bir versiyonu. Annesi, onun psikiyatrik tedavi gördüğünü, narsizm ve sosyopatiye yakın bir hastalığı olduğunu söylemişti. Melek, insanların acılarını görmekten zevk alıyor, ama öyle bir maske takıyor ki, herkes onu merhametli sanıyor. Mesela, bir kazaya sebep oldu diyelim, biri felç geçirdi. Her gün ziyarete gider, hassas bir melek gibi görünür. Ama gerçek? Kendi eserini seyretmeye, o acıdan beslenmeye gider. Tıpkı bir katilin olay mahalline dönmesi gibi.

Melek, benim iftiraya uğramama yardım etti, fırsatçı Ayşe’yle birlikte bu oyunun parçası oldu. Yılın aptal manipülatör egomanyak ödülünü ona hediye ediyorum!

Gülbin: Timsah Gözyaşlarının Kraliçesi

Gülbin, hikayemi çalarak kendini sevilen kadın, beni katil yaptı. Gölge, bana evlenme teklif ettiği sırada öldü. Ama Gülbin, “Sevdiğim adamı Zeytuni öldürdü, intihar etti ya da o mu öldürdü?” diyerek suçu bana attı. Hikayemi okuyanlar bilir, gerçek tam tersiydi. Gülbin’in hedefi bekar erkekler değil; evli, nişanlı ya da sevgilisi olanlar. Başı bağlılar, dikkat! Timsah gözyaşlarıyla karaktersizlikte zirve yapan bu kadın, yılın en iğrenç ödülünü alıyor.

Melek (Yavuz’un Karısı): Kıskançlığın Timsah Gözyaşları

Yavuz’un karısı Melek, kıskançlık hastalığının kitabını yazmış. Güya Osman ona tecavüz etmiş, mağdurmuş, intihar numarasıyla timsah gözyaşları dökmüş. Evet, Osman bir tecavüzcü, birçok kadına saldırdı, ama Melek’e değil. Melek, bu oyunun planlayıcılarındandı. Hamilelik numarasıyla Yavuz’la evlendiğini de anlatmıştık. Herkesi kıskanır, ama “Beni kıskanıyorlar!” der. Yılın en kıskanç ödülünü bu maskeli yalancıya veriyorum!

Lağım Çukurunun Sakinleri

Bu şahsiyetsizler, hikayelerimizi çalarak, yalanlarla sürünerek hayatlarını devam ettiriyor. Yılın yalancısı ödülünü kime vereyim? Hepsi birer yalan makinesi! Manipülatör ödülü mü? Onu da grup halinde kapıyorlar, çünkü hepsi bu işte usta.

Hayatınızda böyle tipler varsa, nacizane tavsiyem: Onlar lağım çukurunda debeleniyor, bu onların sorunu. Ayağınıza bağ olduklarında, iki tekme yeter! Unutmayın, açlık, fakirleri doyuramadığımız için değil, bu zengin ruhlu hainleri doyuramadığımız için var.

Dipnot: Bir diğer egomanyak kadını, Adalet Yiyen Vekiller yazımda anlattım. O, ayrı bir sayfa hak etti!

16 Nisan 2023 Pazar

SAHTE MÜSLÜMANLARA DİKKAT!

 Dün üzerimde bir ağırlık vardı , sanki birinin kötü enerjisi geliyor gibi .

Sonra bir haber aldım zorba ve tacizci dilek bir kitabın kapağında , neymiş avusturyada 15 müslüman kadının hikayesi diyor kitapta. Hayır bu sayko nasıl bunları kafalıyor diyecem ama belli nasıl kandırdığı, kendi demişti, örtülü kadınları örtüsü ile kandırıyor . Yazık o diğer 14 müslüman kadına ki bu sahtekarla aynı kitaptalar. Olur da karşınıza böyle bir kitap çıkarsa bilin ki ordaki dilek,kendini yaşam koçu diye tanıtan dilek , sahtekar ve çocuk tacizcisi olandır ! 

Bu arada kızlık soyismine döndüğüne göre ikinci kocadan da boşanmış 3. ye ağlar atıyor.

Kendinizi şu kadınlara karşı kollayın : Gülbin , melek, dilek , ve sinanın karısı ezgi ! hakkında yazılarımda ne yaptıklarını anlattım , kendinizi korumak size kalmış !

İtiraf başlıklı yazımın son paragrafındaki dipnotta dediğim gibi, siz suçlulara cezalarını vermezseniz bir sonraki aşamada daha da arsızlaşırlar. Cemaati dileğe cezasını vermeyip , adları çıkacak diye onu sakladıkları için, dilek daha da arsızlaşmış anlaşılan!

Yaşam koçu nedir yaw! Daha kaç çocuğun tacizine imzanı atacaksın aceba? !

YALANCI YETİM VE ÖKSÜZLERE DİKKAT!

  Yetim ve öksüz çok iyi insanlar meclis dışıdır.

Gülbin gibi babasının ölümüne mutlu olup bunu kullanan yalancı bir yetimden önce tanıştığım birbaşka psikopat yetimi anlatacağım size. Ve lütfen çocuklarınızı bu yalancılar için kırmayın!

Ortaokuldayken, bizim komşumuz yanı zamanda okulumuzun müdürünün yeğenlerinin akrabası idi. Okulda başarı gösteriyorum diye bizim müdür yeğenlerini benimle arkadaşlık yapsınlar diye tanıştırmak istemiş.

Yeğenlerinin ailesi çok zenginmiş annesi babası trafik kazası geçirdiğinde bunlar çocuklarmış. Amcası da onları evlat edinmiş :)

Neyse, babam birgün bu kızın bize geleceğini arkadaşım olmasını istediğini söyledi. Ama bu kızın ailesinin öldüğünü kimse bana söylemedi. Sadece müdürün yeğenleri dedi.

Bu arada zengin oldukları ve müdürün yeğenleri ve yetim oldukları için de baya şımartılmışlardı tüm ahali onlar için kollarını sıvıyordu.

Neyse , olur dedim gelsinler. Kız geldi bi suratsız bir böyle herkes ona hizmet etsin modunda takılıyor. Dedim herhalde misafir ondan böyle. Sonra bana döndü sordu: ‘Ailenle en çok yapmayı sevdiğin şey ne?’ O zamanlar parlement sinema klubu vardı start tv’de yayınlardı. Dayım bizde kaldığı zamanlar oturur komedileri izlerdik. Dedim dayımla oturup pazar günleri olan sinema gecesi güzel. Hem siz de yapın güzel bişi dedim.’ 

Vurguluyorum hemen, anne baba aile vs demedim.

Bu kız eve gidiyor amcasına şöyle anlatıyor durumu:’zeytuni bana hava attı ben yetimim diye beni aşağıladı , neymiş sinema geceleri varmış…’  diye anlatıyor. Amcası yani okulun müdürü de geliyor babama bir ton laf anlatıyor. Bu sefer bana büyük bir haksızlık etmiş oluyorlar. Koca koca adamların yaptığına bakın. 

Bir yetim veya öksüze yardım edebilir onu şımarta da bilirsiniz. Ama onun yüzünden başkasına haksızlık yapamazsınız!

Babam eve gelmiş dayımı tembihlemiş film izlerken izleyecekse tek izleyecekmiş… vs. Bana da kızıyorlar bir daha film izlemeyeceksin diye. * Maalesef ki babamdan bana geçen kötü huy, kontrolsüz merhamaet :) ama belirtmem gerekir ki herkes kendini kollasın merhametimizi kötüye kullananlara hiç acımayız.

Sonra babam tuttu o kızı çağır da çağır. Ama ben hisettim o psikoda bişi var. O isterse arar dedim. Babam tuttu sen hava atmışsın annesi babası öldü diye aşağılamışsın onu dedi. Şaşırdım ne alaka, ben onun yetim olduğunu bile bilmiyordum söylemediniz de…

Sonra bu psiko kızı yolda gördüm. Bana sırıtarak:’Sana neden ailenele yapıp ta mutlu olduğun şeyi sordum biliyor musun? Noldu hala yapıyor musun? Yapamazsın gibi şeyler söyledi’

Hatta bu kız hiç yememiş içmemiş her beni gördüğünde,  o benim arkadaşımda bana böyle yaptı diyerek gülbin gibi timsah göz yaşları dökmüş. Bir kere bize gelmesi haricinde de arkadaşlığımız olmamıştı. En son kardeşimin düğününde görmüştü keşke o zaman foyasını ortaya çıkarsaydım!

Kız bildiğin psikopatlık etmiş. Etrafındaki insanlara aileleri ile yaptıkları mutlu şeyleri öğrenip onları mahvetmeyi seviyor.

Aslına bakarsanız etraftaki insanlar tarafından çok şımartılması onun yetim ve öksüz olmadığını gösteriyordu. O kadar şımarmış ki kendisinden mutlu başka birini etrafında görmek istemiyor resmen. 

Ve o gün şunu anlamıştım , yetim ve öksüz olmak fiilen anne ve babanızın olmaması demek değil! 

Zaten gülbinde de bunu hissetimiştim arkadaş olmak istememiştim ama kendime ait notları okuyunca anlarsınız neden etrafımda dolandığını…